31 Mart 2012 Cumartesi


DERBİ ÜZERİNE

Fenerbahçe Galatasaray maçının olduğu günlerden bir gün Hakan abi beni telefonla aradı. ‘‘ Apocum napıyosun nasılsın.’’dedi.Ben de ’’ Nolsun be abi aynı oturuyorum öyle sen napıyosun ’’dedim. Tahminimce Hakan abi biraz içkili gibiydi, soruya verdiği cevap da tahminimi onaylar gibiydi.’’ Apo ayva dilimledim üstüne limon sıktım vodka içiyorum atla gel eve ’’ dedi. ‘‘Tamam abi geliyorum.’’ dedim. Tam telefonu kapatırken Hakan abi birden ‘‘ Apo gelirken vodkayı kıracak bişey getir bide bira al ’’ dedi. ‘‘ Birayı ne alayım abi.’’dedim. ‘‘ Al kafana göre bişeyler.’’ dedi. ‘‘ Tamam abi ’’dedim ve kapadım telefonu. Peşi sıra yol üstünden Hakan abinin dediklerini aldıktan sonra kendime de üç adet bira aldım. Hakan abilerin evinin önündeydim kapıyı çaldım içeri girdim. Hakan abi iptal olmaya yakın gibiydi. Oturma odasına oturduk. İlk başlarda muhabet derbi hakkındaydı kim yener kim ne yapar diye konuşuyorduk. Hakan abi tam bir sarhoş inancıyla ‘‘ Alex bi tane kesin atacak imkanı yok atmamasının ’’ dedi. Bende onayladım, tabi boş bir onaylamaydı bu. Sonra konu çaktırmadan derin mevzulara gelmeye başladı. Hakan abi yalnızlığına dem vuruyordu o dem vurmaya başladıkça ben korkmaya başlamıştım. Sezilerimin ve korkumun sebebi Hakan abinin yaşına gelince aynı durumdan benimde dem vurmamdı. Konu benim içimde gittikçe moral bozmaya başlamıştı. Hakan abinin bir kaç moral bozan sözünden sonra, ‘‘ Apo fenere birden bir oynayalım, basalım yirmi lira anasını satayım ’’dedi. ‘‘ Tamam abi basalım ama bak geç kalacaz saat buçuk oldu. ’’ dedim.  ‘‘ Ya tamam Apo şu bitsin çıkarız. ’’ dedi. Dışarı çıktık ne fenere yirmi lira basmıştık ne de maça yetişebilmiştik maç başlıyalı yedi sekiz dakika geçmişti.Girişte bilet görevlisi arkadaş Ahmet bize döndü ‘‘ Apo geç kaldınız ya. ’’ dedi, ikimizdende gelen alkol kokusunu almış gibi duruyordu. İçeri girdik, dev ekrana yakın bi yerlerde oturduk, oturur oturmaz Musa Sow müthiş bi gol atmıştı. Hakan abi Beşiktaşı olmasına rağmen amansızca seviniyordu. Ardından Alex bir gol atmıştı. Hakan abinin tahminini Alex yanıltmamıştı. ‘‘Hakan abi sıkıldım hadi çıkalım.’’ dedi. ‘‘Tamam abi hadi çıkalım.’’ dedim.  Çıkışta Ahmet ‘‘ Nereye olum daha maç yeni başladı ’’dedi. ‘‘ Ahmetciğim iki tane attık artık yeter çıkalım.’’ dedim. Okullar caddesinde biraz yürüdükten sonra durakda oturduk. Hakan abi ‘‘ Ben otobüsle eve gideyim.’’ dedi. ‘‘ Tamam abi burda bekleyelim o zaman.’’ dedim. Bir otobüs durağa doğru yaklaşırken biz ayağa kalktık otobüs biraz yavaşladı, bizim içkili olduğumuzu anlayacağından olacak  tam duracakken vaz geçti hızını artırıp yoluna devam etti. O dakka durumu sorgulayarak kendimi dahada üzecek halim yoktu o yüzden sorgulamadım ve sadece bir dolmuş yada otobüs gelmesini beklemeye devam ettim. Bekleyiş sırasında yolun uç tarafından elinde çuvalıyla şehrin simge karakteri olan çöp toplayan abla ağır adımlarla karşı kaldırımda yürüyordu. Kafam ufak çaplı karışmıştı sevdiğim kız beni terketmiş, otobüs sarhoş olduğumuz için bizi almamış, karşı kaldırımdan çöp toplayan abla ağır adımlarla geçiyordu. Duruma hiç bir mana yükleyememiştim. İzlemek güzel bir tercih oldu. Dolmuş geldi Hakan abi dolmuşa bindi bende eve doğru yürüdüm.


                                                    

28 Mart 2012 Çarşamba


                                                                              arkadaşlar anlaşılan hepimiz kızların oynuna geldik...

22 Mart 2012 Perşembe



Adım Bahtiyar, 26 yaşındayım. Fizik mezunuyum ve Giresun doğumluyum. Askeri birlikte bir askerle beraber nöbet tutuyorum. Eldivenler ayaza etki etmemeye başlarken ikimizde konuşmak istemiyoruz aynı zamanda bu istemsizliğin yanında konuşmaya mecalimiz var mı onu da bilmiyorum. Belli ki ikimizinde hayatının tadı kaçmış. Aslen benim hayatımın tadının kaçıklığı çok büyük sebeblere dayanmamakta ama karşımdaki askerin yani Yunus’un tipinde çok farklı bir tutum var insan merak etmiyor da değil. Konuşmaya başlarsam tahminen çok aynı şeyleri konuşcaz, memleketten birkaç anı veya alaydaki birkaç densiz asker hakkında atıp tutacaz. Korkum şu ki bu nöbette çok iç çekmeye başladığımın farkına vardım. Benim için önemli olan iç çekmekten öte aldığım derin nefeslerin belli bir sınırda kalması. Çünkü iç çekmenin sınırını aşarsam burada yapacağım şey sadece bir dal sigara içmekten öteye gidemeycek. O zamanda derimi vücudumdan sıyırasım gelecek; her neyse biraz daha sakin olsam daha iyi olacak.Yunus hareketlendi soru soracak gibi duruyor ama ben ondan önce davranarak muhabbeti açıyorum.’’ Yunus sen bu gece ayrı bi durgun gözüküyorsun.’’ dedim Yunus’a. ‘‘Askerlik yoruyor bazen abi ondandır.’’dedi. Suratına biraz baktım yok hayır bu yüzüne düşen yorugunluk ifadesi fiziksel değildi çok net anlaşılıyordu, merakım biraz daha artmıştı.’’Yok ama bu ondan değil sende büyük dert var.’’ dedim.Yunus biraz duraksadı vücuduna düşen güçsüzlük her halinden anlaşıyordu. Ağzından dökülen kelimeler gerçekten dökülüyordu. Yunus’un yıkıldığı çok belliydi, enkazdan öte sanki artık zemin olmuş gibi duruyordu. Durdu bir bana baktı sonra botlarına baktı ‘‘Öyle işte be abi.’’ dedi. Yunus gerçekten bir zemindi çamur olmuş, yağmur yağmış, tamamen yıpranmış agresifliği kendi içinde yaşayan sakin bir karaktere bürünmüş.          ‘‘ Durumun gerçekten vahim gözüküyor Yunus, bu yaşında bu kadar yıpranmana tanık olmak anlam veremediğim şekilde beni endişelendiriyor. Açıkcası merak ediyorum sendeki bu mutsuzluğun sebebini. Sen neden bu kadar mutsuzsun? ’’dedim. Yunus bu geceye has sanki ayrı bir mutsuzluk hazırlamış gibi duruyordu.  Yunus’la yüz on günden beri aynı birlikteyiz ve şu zamana kadar bir çok enteresan şey ilgimi çekti fakat Yunus’un somurtkanlığı her daim anlam veremediğim şekilde aklımı kurcaladı, belki de bu durum askerlikte düşünmeye zamanın fazlaca çok olduğundan kaynaklandı. Yunus sorumu çok ciddiye almış şekilde bir tavır takındı döndü bana  ‘‘ Durum gerçekten vahim ,vahimden öte bahtsızlık, kimi zaman vücudumun ortalarında bir yerde krizler geçiriyorum. Tansiyonumun kötü sonuçlar göstereceğini kestirebiliyorum. Etimin her katmanın inceden inceye ızdırap çektiğini hissediyorum,  gözlerimdeki damarları hissediyorum kılcal damarları, dokularımın bana isyan ettiğini hissediyorum kendime kızmayı unuttuğum vakit,  kendime – Ah ulan eşek kafam- demeyi unuttuğum vakit sanki vücudumun beni uyarıp bana kızdığını hissediyorum. Bacaklarım seksen yaşında bir yaşlının bacaklarının gösterdiği dirayeti gösteriyor. Bunaltılarım artık beynimden değil midemden çıkıyor. Yorgunum ve ben bir cesedim. Hayata karşı isyan edecek gücü bile kendimde göremiyorum. Ölüm vaktime kadar zamanın hızlıca geçmesini ve arada ne yaşandıysa ne düşündüysem onları bilmeden ölümle yüzleşmek istiyorum. Bahtiyar abi düşünmek bana yorgunluk veriyor uykumu getiriyor sabahlara kadar terleyip ağlamak istiyorum bu ne ızdırap bu nasıl imtihan bilmiyorum. Ha sen merak ediyorsun bu kadar beni talan eden şey acaba ne olabilir ;madem bu kadar merak ediyorsun abi anlatayım sana nasıl olsa nöbet uzun. On yedi yaşındaydım  Tekirdağda küçük fakat hareketli bir kasabada ailemle birlikte hayatımı sürdürüyordum. Babam kasabanın bisikletçisiydi. Bizim oralarda bisiklet çok kullanılır şehre gidecek herkes bisikletiyle gider. Babamın işleri ne iyi ne kötü gidiyordu ama bir şekilde gidiyordu. Ben de çok sevdiğim üç arkadaşımla beraber bir liseye gidiyordum. Kenan, Mehmet , Yekta ve de ben Yunus çok iyi anlaşan dört dosttuk. Yediğimiz içtiğimiz bir giden cinsten bir dostluğumuz vardı. Mayıs ayında güzel bir Cumartesi gününde güzel bir gece yapma kararı almıştık. Aslında beraber içmek haftada bir yaptığımız işlerdendi fakat o gece daha farklı bir şeyler yapmak istedik  can sıkıntısından rutinliği bozmaktı amacımız fakat insan bilmiyor ki rutinlik aslında bize sunulmuş güzel bir nimet ;insan rutinliğin değerini kaybedince anlıyor bununda adına yalnızlık diyor. Yalnızlığın daniskasını yaşamak rutin yaşantının benden aldığı müthiş bir intikamdı. Babamın kendine ait bir silahı vardı. Parlak tonda gri ruhsatlı bir silahdı. Farklılık yapma fikri olarak dostlarıma babamın silahını gizlice alıp getirmeyi teklif etmiştim onlar da parlayan gözlerle ’’Tamam mermileri bir şekilde ayarlarız biz’’ demişlerdi. Saat sekiz gibiydi her zamanki buluşma köşesinde buluşmuştuk. Hava o kadar güzeldi ki o gün bize ayrı bir kıyak çekmiş gibi duruyordu. Sanki alın gençler bu da size benden armağan, unutulmaz bir gün yaşayın der gibi davranıyordu. Her neyse biz tekele doğru yola koyulmuştuk o sırada Kenan ‘‘ Silahı getirdin mi ortak? ’’ dedi. Bend e ‘‘ Getirdim belimde ’’ dedim. Kenan da mermileri getirmişdi. Tekel bayisine girdik. İçerde açık mavi gömlek giyen altında kumaş pantalon olan orta boyda bıyıklı Necmi amca televizyondan maç seyrederken  ‘‘ Hoş gelidiniz gençler  ‘‘ dedi, istifini bozmadan maç izlemeye devam etti. Biz de alacağımız içkileri düşünmeye daldık. Herkes kendine göre içkilerini seçti ve Necmi amcanın masasının üstüne koydu. Tekel bayisi olabildiğine tekel bayisiydi.İçerde birkaç dolap yanyana duruyor, hafif anason kokusu, rafların birinin üstünde enteresan bir süs eşyası, Necmi amcanın arkasında çerçevelenmiş arkadaşlarıyla beraber çekindiği siyah beyaz fotoğraf çerçevenin arasına da sıkıştırılmış oğlunun askerlik fotoğrafı vardı. Hafifçe kalkıp içkileri gerekli şekilde poşete koydu meblağyı hesap makinesinde hesapladıkdan sonra söyledi, biz de ödedik ve çıktık. Gideceğimiz yer belliydi kasabanın biraz uzağında kasabaya bakan düz bir yayla vardı oraya gidecektik. Yayla kasabadan biraz daha yüksekte kalıyordu yaylanın batı tarafında deniz vardı doğu tarafında ise kasaba kalıyordu. İnanılmaz huzur veren bir yerdi hepimizin bu yaylada bir anısı vardı. İnsan nefret ettiği bir kıza orada aşık olabilirdi.O kadar ambiyansı olan güzel bir yerdi. Bisikletlerimize atladık yaylaya doğru sürdük. Rüzgar hafif yüzümüze vuruyordu ,etraf zifiri karanlıktı ,bisikletlerimizin farından başka bir aydınlatma kaynağımız yoktu. Zifiri karanlığa baktığında hafif yeşil ışık yayan ateş böceklerini görebiliyorduk. Yirmi dakikalık yolculuktan sonra varacağımız yere ulaşmıştık. Oturup içmeye başladık. Muhabbet güzel gidiyordu. Mehmet döndü bana  ‘‘ Ortak çıkar bakalım şu emanete.’’ dedi. Ben de çıkardım gösterdim. Sırayla Mehmet ,Yekta ve Kenan silahı ellerinde gezdirdiler. Sonradan Kenan da mermileri çıkardı. Ben de aldım mermirleri kutusundan çıkardım, şarjörü çıkardım, mermileri dizmeye başladım şarjörü silaha taktım hemen sürgüyü çektim ve bam parmağım tetikde kalmış Yektayı vurmuştum. Karmakarışık oldum şaka sandım ‘‘ Ne oluyor lan! ‘‘ diye bağırdım. Hepimiz panik içinde napacağımızı şaşırmıştık. Tıpkı savaş meydanında işgale uğramış askeri bir bina gibiydim şu anda olduğu gibi içimde  ufak çaplı yangınlar, sağ sola dağıtılmış kağıtlar, devrilmiş masalar, koridorda asker cesetleri vardı. Kenan, Yektay’ı  kucakladı bisiklete bindi kucağında yaralı bir bedenle bisikleti kasabaya doğru sürmeye başladı. Biz de arkasından sürüyorduk tozu dumana katarcasına pedal çeviriyorduk ayaklarım delirmişti. Şimşekler çakıyordu her yanımda . Karıncalar yavaş yavaş yemeye başlamıştı beynimin uçlarını. Sağlık ocağına varmıştık Yekta bilincini kaybetmişti. Doktor geldi hemen Yekta’ya müdahale etmeye başladılar. Herkes sağlık ocağına gelmişti Yekta’nın annesi ve babası bitap düşmüşlerdi bana kızacak mecalleri bile yoktu. İğrençtim, berbattım, yıkılmıştım tıpkı şimdi olduğu gibi. Dalga geçilmiş gibi hisediyordum kendimi ,kafamı düz duvarlara dakikalarca, saatlerce, gunlerce, omur boyu vurasim vardi. Velakin öyle yaptım vurdum, vurdum, vurdum. Kanayana kadar kafamı düz duvarlara vurdum. Yumruklarım dümdüz olana kadar duvarları yumrukladım. Benim için bir tetik hayatimin geri kalan kısmını yok etmişti. İnanılmaz işgence çekiyorum Bahtiyar abi her gün ölüyorum. Her gün içim içimi yiyor. Belli bir süre geçtikten sonra jandarma geldi beni tutukladılar ve sorgumu aldılar. Silah babamın üzerine olduğu için babamı da tutukladılar. Mahkeme benim on sekiz yaşından küçük olduğumdan ve silah babamın üzerine olduğundan dolayı babama hapis cezasi verdi. Ben bitmistim ne varsa hepsi benim yüzümden olmuştu, kor elevler başımdan aşağı dökülüyor ayaklarımı eritiyordu. Yekta mezara, babam hapise, ben de odama. İşte durum bundan ibaret .’’


8 Mart 2012 Perşembe

- Fakat allah kahretsin insan anlatmak istiyor albayım öyle budalaca bir özleme kapılıyor bir andan da hiç istemiyor tıpkı oyunlar daki gibi çelişki duyguların altında eziliyor fakat benimde sevmeye hakkım yok mu albayım?
- Yok.
-Peki albayım ben de susarım o zaman. Gecekondumda otururum anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar.Sorarım size nasıl? Kim bilecek insanlardan kaçtığımı. Ben ölmek istiyorum sayın albayım ölmek bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını görmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan. Bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. Küçük oyunlar istemiyorum albayım. Kelimeler albayım bazı anlamlara gelmiyor. (Leyle ile Mecnun dizisinde önemli yazarlarımızdan Oğuz ATAY'ın Tehlikeli Oyunlar adlı eserinden okunan bir kısım.)

5 Mart 2012 Pazartesi


Yaz vakitlerinde aklımıza gelip kimimizin gittiği kimimizin gidemediği babamın ' lan bırak pislik insanlar orda yıkanıyo' dediği havuzlu bahçeden bir görünüm.
Bir okulun merdivenlerinde sohbet eden gençlerin oturdukları mekana anlam yüklemesiyle başlayan zeminkat, mülaim fakat çaktırmadan kendinden emin delikanlıların uzaktan görüp yakına gelip benimsemesiyle bir tayfa isminden çok bünyede hoş hissiyat uyandıran bir hayat tarzı yolunda ilerlemiş, içten içe bu gençler arasında hayata karşı duruş olma evresine geçmiştir. Blogumuz hayırlı olsun...