Fatura, Sigara ve Sela
Yolda ağır adımlarla yürüyorum. Hafif keyfim kaçık
gibiydi, bende kendimi soğuk bir kış vaktinde Karabük’ün kış mevsiminde saat
yediden sonra, yaz mevsiminde ise saat ondan sonra bomboş olan sokaklarına
attım ve saat sekizdi. Ocak ayının tüm
berbat davranışları şehirde hüküm sürüyordu yoğuna yakın sis, ıslak yollar,
asfalt olmayan yerde paçayı berbat edebilecek kıvamda sinir bozucu bir çamur
vardı. Bende bu ortamda kendime ait özel soruları kendime sorup, özel
sorularıma özel cevaplar veriyordum. Soru cevap bölümlerinin faturasını kendime
çıkardığımda durumun aslında o kadar vahim olmadığını görmek sinir bozucuydu. Evet
sinir bozucuydu, çünkü durum vahim değilse bu somurtkanlığın sebebi neydi,
insan kendine kızmadan edemiyor. Bile bile ladesin vücut bulmuş hali olmak,
içten içe kendi kendime engeller koymak sinirimi bozuyordu. Kendi kendime
sorular sormaya devam ederken postahanenin önünden sola doğru döndüm ve
eski Zübeyde Hanım Halk Kütüphanesinin
oraya doğru yürümeye başladım. Dediğim gibi bir keyifsizlik vardı, bu
keyifsizliğe cevapları gördükçe sinir bozuculuk da ekleniyordu. Tam o sırada
arkamdan giderek artan bir şekilde gelen koşma sesi duydum. Koşma sesinde bir
gerginlik sezdim, sezmemle arkamdan koşan adamın bana çarpması bir oldu.
Sendeledim nolduğunu gereçekten anlamamıştım. Adamın üstünde siyah deri ceket,
altında lacivert kot, ayaklarında siyah köseli ayakkabı vardı. Boyu bir seksen
civarında otuzlu yaşlarında esmer tenli biriydi. Adam koşmaya devam etti,
merdivenleri üçer beşer çıkıyordu. Bende içimden güzel küfürler ettim. Deri
ceketli adam gözden kayboldu. Her neyse kütüphanenin ordaki merdivenlerden bir
üst yerleşim yeri olan yenişehire doğru adım adım basamakları çıkmaya başladım.
Yorgunluk baş gösterdi. Merdivenler biraz dik ve fazlaydı. Eve varınca
kanepeye uzanmanın hayallerini kurmaya başladım. Lanet olsunki kurabileceğim
maksimum hayelde bundan ibaretti ama dediğim gibi faturayı çıkarınca aslında o kadarda
kötü bir yaşantım yoktu. Merdinvenlerin
dörtte üçü bitmiştiki bu merdivenlerde olağan şeylerin dışında bir durumun
farkına vardım. Merdivende kan vardı ve kaynağı yukardan doğru geliyordu. Çok
da taze gözüküyordu. Neler oluyor sorusunu hemen sorduktan sonra tedirgin bir o
kadarda korkulu bir şekilde merdivendeki kanı takip ettim. Etmez olaydım yerde
yaralı ve ceset olmaya aday bir beden vardı. Kahretsin beni buld. Çanak
çömleğini si*iyim ben böyle işin. Yerdeki adam tanıdık birine benziyordu gerçi
Karabük’de herkes birbirne tanıdık gelir ama bu adam ayrı bir tanıdık geliyordu.
Kendin kendine yerde yüz üstü yatmış bir şekilde konuşuyordu. Yaşlı birine
benziyordu, saçları ortalardan dökülmüş gibiydi yerde yüz üstü yattığından tam
olarak yüzünü seçemiyodum. Napcam ben şimdi ya görmemezlikten gelip yoluma
devam edecem ya da ambulans çağırıp ceset adayının başında bekleyip başıma
türlü türlü işler açıcam. Nerden buldun lan beni adam. O sırada bir araba farı
yolun ucunda belirdi. Beni yerdeki
adamla beraber görürse benim açımdan hiç iyi olmaz bir yere saklanayım. Duvar
kenarına çöktüm bir yandanda adam sesizce konuşmaya devam ediyordu. Araba
hızlıca geçti ve saat kulesinin ordan aşağı doğru devam etti.
Şok oldum arabanın içinde iki kişi vardı. Biri arabayı kullanan az önce
omzuma çarpıp yukarı doğru koşan at hırsızı tipli adam diğeri ise bizim liseden
sınıf arkadaşım olan Gülbin’di. Neler oluyor ne flimler dönüyor. Gülbinin toros
marka o arabada bu saatde o adamla ne işi olabilirdi ve bu adamı kim böyle
bıçakladı. Kafam allak bullak oldu. Bu işte o torosun içindeki iki kişinin
parmağı var gibi duruyordu. Merdivenden koşa koşa aşağı doğru indim. Telekomun
ordaki ankesörlü telefonların birinden 112 acil servisini aradım yeri bildirdim
ve eve doğru ara sokaklardan koşa koşa gittim. Eve vardım. Sucuk gibi
terlemiştim. Bu olan olayda neyin nesiydi. Balkona geçtim bir sigara yaktım.
Bir yandan sigaramı içiyor bir yandan titriyordum. Halbuki kendi kendime
piskolog terapisi yaptım şu hoşnutsuz akşamda bu hiçde hoş olmamıştı. Yatmak
güzel bir tercih olacak heralde. Bu kadar olaydan sonra gözüme uyku zor girer.
Bir kase yoğurt yiyim öyle yatıyım.
Olayın ardından iki gün geçmişti. Etkisini üzerimden atmaya başlıyordum.
Pazar günüydü öğle vaktilerine doğru uyandım. Kahvaltımı yapmıştım. Sigara
içmeye balkona çıktım. Karşı mahallenin camisinden sela veriliyordu. Sela bitti
ve ölenin ismi söylendi. Ölen lisedeki edebiyat öğretmenimdi. Şimdi o yerdeki
tanıdık yüz kafamda oturmuştu. O yerdeki adam edebiyat öğretmenim Sezai beydi.
Torosdaki Gülbin, yerdeki edebiyat öğretmenim. Çok enteresan bir olay var ama
ben sadece hikayenin kahramanları bilmekle yetincem ve bu olay bende kalacak
gerisini hiç düşünmesem iyi olur. Susma hakkımı kullanıyorum.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder