Köşedeyim elimden
geldiği kadar en köşedeyim. Bu oda benim mezarım olacak o mezarı köşelerde
arıyorum yine kapandım, yine arıyorum, bir şeyler arıyorum. Suskunu oynuyorum,
pısırıklığı sürdürüyorum. Malesef kendimi yine izole ettim. Bu bana karşı
yapılmış bir imtihan olmamalı benim kendime yaptığım yanlış sorularla
hazırlanmış bir test olmalı. Adımı soyadımı yazmadan verdiğim kağıtlardan biri
olmalı. Kendimi odaya kapatıp nerdeyse tuvalete bile gitmedğim sekizinci
gündeyim. En basit tabirle korku bünyemi sardı diyebilirim. En kötüsü de tedirginlik
var üzerimde ve tedirginliğe karşı vücudumun herhangi bir bağışıklık geliştirmemesi
manevi açıdan beni yoruyor buna ek olarak kendimi güçsüz hissediyorum. Sanki
kendimi her an köpek ısıracakmış gibi hissediyorum, çöp konteynırından aniden
üzerime bir kedi sıçrıycakmış gibi oluyor yada aniden geçirelecek trafik
kazasının ilk maduru ben olacakmışım gibi düşünüyorum...
Adım Saffet, kendime ait bir evim
var, profesyonel kemancıyım. Kendime ait olan bu evi kemanım sayesinde
kazandım diyebilirim. Kemanım sayesinde bir çok yiğenimi evlendirdim. Malesef
çocuklarımı evlendiremedim çünkü çocuğum yok ve beraber çocuk yapacak kadar
sevdiğim bir kadın hiç bir zaman hayatıma girmedi. Daha doğrusu buna ben izin
vermedim. Dediğim gibi tedirgin birisiyim bu tür ilişkilerde tedirginliğim hat
safahalara ulaşıyor. Çünkü bir bayanı kaldıramayacak kadar duygusal biriyim.
Normal akan zamanda genel halim tedirginken üstünede o derin mevzulara girmek
kendi açımdan manevi çöküntülere sebebiyet verebileceğini düşünüyorum. Komşular
beni baya severler bilhassa bende onlara saygı duyarım. Tam manasında etliğe
sütlüğe dokunmadan evine girip çıkan bir komşu imajım olduğunu biliyorum. Hatta
benim hakkımda bekarlığımdan dolayı ara sıra dedikodular yapılıp ‘‘ İyi birisi ama sanki biraz çatlak gibi.’’
tarzı cümlelerin kurulduğunu düşünüyorum. Doğal olarak bunu kabul etmek lazım.
Bende komşularımla aynı fikirdeyim.
Isparta’da
oturan amca oğlum Mürsel elinde uduyla kendine mısırlı imajı versede udunu
çaldığı vakit Uzakdoğu’dan Avrupa’ya bütün medeniyetten insanların ondan
etkilenebileceğine inanıyorum. Evet abarttım biraz o zaman şöyle diyim; dört ay
çaldığında otuz iki bin lira para kazanabilecek kadar güzel çalıyor dersem
Mürsel'i daha ölçülü biçimde övmüş
olabilirim. Amca oğluyla aram sade şekilde anlaşan iki kardeş gibi diyebilirim.
Dört ay Ankara’da kimi zaman lüks otellerde kimi zaman orta dereceli
restoranlarda kimi zamansa pavyonlarda çaldığımız vakitlerde ki bu vakitler
genelde Haziran, Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarını kapsar, işte bu dört ayda
mevsimlik işçi gibi yediğimiz içtiğimiz bir gider. Ama Ekim ayı başlayıp
gelecek Haziran gelene kadar ayda bir telefonla görüşürüz, ne ben Isparta’ya
giderim ne de o Karabük’e gelir ama ikimizde birbirmizi düşündüğümüzü
aklımızdan geçirdiğimizi biliriz. Mürsel yaz geldiğinde Ankara’daki
bağlantılarıyla hem bana hemde kendine iş bulur beraber çalışırız. Yazın
çalışarak kazandığımız parayı kışın bir aksilik çıkmazsa harcarız. Kışın
arasıra paraya sıkıştığım vakitler Karabük’de çeşitli yerlerde iki üç aylık iş
bulup kışı geçirirdim. Genelde kışın iş bulmama gerek kalmazdı. Çünkü ben de
Mürsel'in udunu çaldığı etkide keman çalardım, kazancımız hemen hemen aynıydı.
Yine Haziran gelmişti Mürsel bu
sefer tam olarak güzel bir yer bağlayamamıştı tabi bu durum sadece ilk ve son
ay için geçerliydi temmuz ve ağustosta
daha elit yerlerde çalacaktık ama şimdilik bir pavyonda çalıp akşamları
pavyonun anlaştığı otelde kalacaktık. Bir ayımız pavyon ve otel arasında mekik
dokumakla geçecekti. Ellerimizde enstrümanlarımızla çalıp çalıp para
kazanacaktık. Tabiri caiz ise tam bir karıncaydık. Karabük’ten Ankara’ya
gidenler bilirler eğer sabah beş arabasıyla gidiyorsanız otobüs tıpkı ambulans
gibidir. Nerdeyse tüm koltuktaki yolcuların hastanede bir doktorla randevusu
vardır. İnsanlar uykusuz, mutusuz ve hastadır. Bende bu durumu unutup malesef
hep sabah beş arabasıyla gitmeyi tercih ediyordum.
Tedirgindim bunu üçüncü kez söylüyorum ve her an bir şeyler olacak gibi
hissediyordum. Her an bir şey olacakmış gibi hisseden bir insanın pavyonda
keman çalması sonrada o pavyonun anlaşmalı olduğu otelde kalması hiç ama hiç
doğru değildi fakat kışımız yaza muhtaçdı yapacak bir şey yoktu. Önümde konsomatrisler, hayat kadınları, onlarla sevişmeyi planlayan insanlarla doluydu ve
Mürsel’le ben de onlara çalıyorduk. Gerçekten güzel çalıyorduk oysa ki bundan
anlayanların olmayışı haydut görünümlü insanların sahneyi kuşatması beni
üzmesede sinirlendiriyordu. Haksızlığa uğramış gibi davranmama sebebiyet
veriyordu. Kafamda aniden şişe patlıycakmış gibi fikirlerin canlanması elimdeki
kemanı sürekli düşecekmiş gibi tutturuyordu. Mürsel’in ise çevresindeki
insanlar umrunda olmamıştır iki kadeh rakıdan sonra susar, sadece udunu çalardı bense durmadan sağımı solumu kollayarak kemanımı çalardım. Ara sıra iki hafta boyu odaya kapanma huyumun buralarda
cereyan etmesi benim açımdan hiç ama hiç uygun olmaz. Ama nedense bu aralar
cereyan edecekmiş gibi oluyor. Her biten günden sonra burdan çıkmama yirmi iki
gün kaldı, burdan kurtulmama on bir gün kaldı tarzı sayıklamalarımın olduğunu
bile hatırlıyorum.
Otelden
çıkmamıza sekiz gün kala Mürsel’le odada oturmuş televizyon izliyorduk.
Gerginliğim devam ediyordu. Mürsel’e ruh halimi elimden geldiği kadar
çaktırmamaya özen gösteriyordum. Mürsel böyle durumlarda ilk başlarda alttan
alır sonradan abartmıyormusun diye başlayarak konuşmasının sonunda beni
fırçalayarak bitirirdi. Ben tam bu gerginliği yaşarken odamızın kapısına sanki dışarıda alacaklı biri varmış gibi bir hayat kadını sert ve seri şekilde vuruyordu. Panik oldum heycanladım
Mürselse olayı şaşırmakla karşıladı. Karşı odada kalan hayat kadınlarından biriydi.
Çığlık çığlığa ‘‘ Açın kapıyı abi nolur.’’ diye bağırıyordu. Mürsel ‘‘ Sakın
açma.’’ dedi. Karşı odalarda haftada bir böyle kavgalar çıkar ve başkalarına muhtaç olan bu insanlar çevredeki odalardan yardım isterdi. Mevzuda genelde müşterileriyle alakalı olurdu. Ama sanki bu sefer mevzu daha farklı gibi duruyordu.
Kadın tekrar ‘‘ Abi çocuğum ölüyor yardım edin nolur.’’ diye tekrar bağırdı.
Mürsel kalktı kapının kilidini iki kere çevirdi kadının kucağında çıplak, üzerinde
köpük olan, nefes alamamasından dolayı yüzü kızaran bir çocuk vardı. Kadın ‘‘ Abi
çocuğu yıkıyordum boğazına köpük kaçtı temizliyemedim çocuk nefes alamıyo nolur
yardım edin.’’ dedi. Mürsel, ben ve hayat kadını taksi tutarak hastaneye
gittik. Doktorlar gerekli müdaheleyi yaptıktan sonra odalarımıza geri döndük.
Kadın bize bol bol dua ve bol bol teşşekür etti Mürsel ‘‘ Nedemek herkes olsa
aynısını yapardı.’’ dedi. Her yaz mevsiminde
olmasada bazı yazlar böyle anıların olduğu oluyordu. Yaşımın elli iki
olmasına rağmen böyle olaylar hala bilinç altımda bir yerlere kazınıyordu, etkileniyordum.
Kendimin ‘‘ iki hafta oda ’’ diye ad koyduğum nöbetlerin kışın nadirde olsa
beni bulmasında bazı yazlar yaşanan bu olayların, doğuştan beri var olan tedirginliğimin
ve dozunda olmayan duygusallığımın katkısı geçen her yıl sanki daha da
artıyormuş gibi oluyor. Mürsel yazları sadece elit oteller bulsa iyi olacak.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder