Yaklaşık
bir saat on altı dakikadan beri dönüyoruz. Yaklaşık bir saat on altı dakikadan
beri duruyoruz. Yaklaşık bir saat on altı dakikdan beri küfür işitiyorum.
Akılsız başın cezasını ayaklarımla çekmesemde sağolsun arkadaşlarım küfürlerini
benden eksik etmeyerek manen güzel bir ceza tattırıyorlar. Haklı olduklarını
bildiğim için susuyorum. Malasef ne ölmüşe ne de olmuşa çare var, durup
beklemekten başka yapabileceğimiz bir şey yok. Bizde bekliyoruz. Sanırım
sonunda hüsran keskin bıçaklarıyla kollarını açmış bizi bekliycek. Ahlaksızlık
yaptığımı sanmıyorum ama sanki zamanlamam yanlıştı. Bazen insanlar olması
gereken yerde olması gereken olayları yaşar. Fakat ben olmam gereken yerde
hemde tam olarak olmam gereken yerde kesinlikle olmaması gereken olaylar
yaşadım. Buna arkadaşlarım aptallık, sonu düşünülmeyen ahmaklık veya sünepelik
olarak adlandırsada, ben tam olarak yanlış zamanlama, olmaması gereken
karakterlerin var oluşu ve gereksiz cesaret birikimi sonucu patlama olarak
adlandırıyorum. İnsan bu sonuçta kullanma klavuzu yok ki kontrol edesin. Ne
biliyim matematiksel bir denklem değilki çözesin. Bazen oluyor böyle hatalar.
Bu olayda yani şu an tam olarak bir saat on yedinci dakikaya girdiğimiz bu
olayda onlardan bir tanesi. Arkadaşlarım kızgınlıklarını biraz olsun azaltmışa
benziyor.Bekliyoruz ve dönmeye devam ediyoruz.
‘‘
Bak sıkıntı olmasın? ’’ diyerek meraklı, meraklı olduğum kadar olumlu cevap
beklediğim soruyu sordum bizim Sefa’ya. Sefay’sa ‘‘ Merak etme dostum bana
güven o iş bende.’’ dedi. Sefa’nın cevabı hiç güven vermedi. Güvenmek
zorundaydım, güvendim ama o kadar da umut bağlamadım. Sefa ‘‘ Sen rahat ol ben
şimdi Bahar’ın yanına gidiyorum hem ne zamandır konuşmuyoduk, bana hayır demez
çıkışda durağın orda ol hadi görüşürüz.’’ dedi ve sınıfı terketti. Gerçek şu ki
ben Bahar’dan hoşlanıyordum. Güzel bir kızdı. Güzelliği kadar insalığı da
iyiydi diyemiycem. Tamam kötü birisi değildi yani olması gerektiği gibi bir
insandı. Herneyse lise birde aynı sınıfta olduğum sıra arkadaşım Sefa ( lise
ikiye geçince ayrılmak zorunda kaldık o sayısal sınıfına geçti ben eşit ağırlık
sınıfına geçtim.) arkadaşı olduğu Bahar’la beni aynı mekanda bir araya getirme
amacıyla Bahar’ın yanına gitti. Bahar’la diyaloğum vardı ama naber, nasılsınla
sınırlı kalan bir diyalogdu. Ben sınırlı olan bu diyaloğumuzu biraz daha
ilerletmek, sonrasında malum içimde beslediğim duyguları ona açmak istiyordum.
Çekingen birine göre hayli uçuk düşünceler ama insan kendini alı koyamıyor.
Galiba Bahar’a karşı ruh halim takıntılı bir hal almaya başladı.
Zil çaldı, merakla okulun
çıkışındaki durağa yürüdüm. Tabiki Sefa’dan önce ordaydım. Sefa okulda bir çok
insanla muhabeti olan tiplerdendi o yüzden sağda solda gördükleriyle
konuşmaktan bu tarz buluşmalarda illaki geçikme yapardı. Geçikmeye
sabırsızlığımda eklenince bekleyiş içinden çıkılmaz bir hal aldı. Biraz vakit
geçtikten sonra Sefa ufukta göründü. Yanıma sırıta sırıta gelip ‘‘ Hadi yine
iyisin ne ısmarlıyon bana? ’’ dedi. ‘‘ Noldu iş tamam mı? ’’ dedim. ‘‘
Lunaparka gidiyoruz ama biraz kalabalık olacaz altı yedi kişi falan artık ondan
sonrası sana kalmış.’’ dedi. ‘‘ Lunapark mı? ’’ dedim. ‘‘ He lunapark haftasonu
oraya gideceklermiş bende bizde gelelim dedim oğlum yüzsüzlük yaptım buna da
şükür ama merak etme surat asmadı ‘‘ Eski sınıf buluşması olur güzel olur.’’
dedi senin anlıycağın iftara gider gibi lunaparka gidecez artık top sende.’’
dedi. ‘‘ Olsun lunapark munapark aynı yerde olalım yeter.’’ dedim. Sefa ‘‘ İyi hadi ben gidiyorum bi sigara
versene.’’ dedi. ‘‘ Kalmadı. ’’ dedim. ‘‘ Hadi görüşürüz. ’’ dedi ve gitti. Ben
de evin yolunu tuttum.
Yedi
kişiydik. Kalabalık şekilde lunaparka doğru yürüyorduk. Bu kalabalık kitle de
ona ulaşmak haliyle zor oluyordu. Ara sıra muhabete ortak olup iki çift kelilme
etsemde yoğun şekilde konuşmamız için gerekli ortam lunaparka gittiğimiz yol
boyunca oluşmamıştı. Lunaparka girip biraz oturmak için lunaparkın içindeki
açık cafeye gittik, oturduk. O sırada Bahar gruptan uzaklaştı atlı karıncaların
biraz açığında orta yaşlı bir adamla konuştu ve tekrar aramıza katıldı.
Yanımdaki sandalyeye oturdu. Bahar’ın orta yaşlı o adamla ne konuştuğunu merak
ettim. Yanıma oturması merakamı hemen unutturdu. Sanki elime altın tepside
sunulmuş bir fırsat geçti diyebilirim. Konuyu lise birdeki mizahi hocamız
Cengiz Hoca’dan açtım. Tam isabet hedefi on ikiden vurdum diyebilirim masada
Cengiz Hoca hakkında baya bir konuşma oldu, konuşmanın yanında araya
serpiştirdiğim espirilerle kahkaha sesleri eksik olmadı diyebilirm. Kendimden
beklemediğim bu performansı, Sefa gözüyle şaşırırcasına bana bakarak beni
takdir ediyor gibi duruyordu. Onun o bakışı bana dahada özgüven vermişti. İlerleyen
her dakika Bahar’la naber nasılsınla sınırlı kalan diyaloğu ilerletiğimi
hissettim. Gün olabildiğine güzel devam ediyordu.‘‘
Hadi gondola binelim, hadi halka atalım, hadi şuna binelim, hadi şundan
çıkalım’’ derken sıra günün son bineceğimiz eğlence aleti olan dönme dolaba
geldi.
Dönme dolabı kontrol eden adamın, Bahar’ın atlı karıncaların ilersinde
konuştuğu adamla aynı olması eski unuttuğum merakı yeniden gün yüzüne çıkardı
ama şu an onu düşünemezdim çünkü gün boyu Bahar’la yaptığım her konuşma beni
iyice cesaretlendirmişti. Hatta ona içimdeki duyguları söyleyecek kadar cesaret
kaplamıştı içimi. Bahar ve üç arkadaşı dönme dolaba bizden önce bindiler.
Ben,Sefa ve Orhan onlardan sonra bindik. Dönme dolap dönerken ara sıra
birbirmize laf atıyorduk. ‘‘ Arkanda akbaba var dikkat et , şu sana doğru gelen
uçak mı ’’ tarzı espiriler havalarda uçuşuyordu. Bende bu fuzuli laflar arasında
cesaretimi toplayıp dönme dolap en yukardayken Bahar’ların bindiği kısma doğru
bağırıp Bahar’a içimdeki duyguları açacaktım. Bahar’ların oturduğu kısım en
yukardayken ben bizim oturduğumuz kısımdan ayağa kalktım. ‘‘Bahar! ’’ diye
bağırdım. Bahar’da espiri yapacağımı sanarak ‘‘ Efendim Oğuz! ’’ diye bağırdı. Biraz
bekledim ve‘‘ Seni seviyorum! ’’ diye bağırdım. Orhan ve Sefa ‘‘ Nabıyon aptal ’’ diyerek gömleğimden
tutup çektiler yerime oturttular. Bahar’da sustu, sanki tedirgin oldu
diyebilirim. Sefa ‘‘ Lan gerizekalı dönme dolabın başındaki adam Bahar’ın
amcası, olur olmaz yerde ne bok yiyon sen.’’ dedi. Şaştım kaldım ‘‘ Sen ciddi
misin? ’’ dedim. Sefa da‘‘ Evet angut
ciddiyim aşağı inince nolcak bakalım.’’ dedi. Bahar’lar dönme dolaba bizden
önce bindikleri için dönme dolaptan bizden önce indiler. Amcasıyla biraz
konuştu ve bizi beklemeden arkadaşlarıyla beraber lunaparkın içindeki cafeye
doğru yürüdüler. Dönme dolaptan inme sırası bize geldiğinde Bahar’ın amcası ‘‘
Siz durun çocuklar benden olsun inmeyin.’’ dedi. Yapacak bir şey yoktu
inemedik. Beş dakika geçti tam inecekken ‘‘ Yok çocuklar siz inmeyin benden
olsun devam edin.’’ dedi, devam ettik. Beş, on, yirmi derken şu an tam olarak
bir saat on dokuzuncu dakikaya girdik.Periyodik olarak lunaparkdan otuz metre
aşağı inip, otuz metre yukarı çıkıyoruz. Bunun sonu ne olcak hakikatten
bilmiyorum. Şansızlığın altına yakışmayan bir imza attım, parmak bastım.
Arkadaşların küfürleri biraz olsun hafifledi. Bekliyoruz ve dönmeye devam
ediyoruz.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder