‘‘
Buyrun efendim ne istersiniz? ’’... Masaya servis yapıldıktan on dakika sonra.
‘‘ Burda yapabilir misin? Açıkcası terapiye gitmek gururuma dokunuyor.
Poliklinikte ki gibi not almana gerek yok. Hem doktorum ol hem dostum ol
ikisinin arasında yorumla. Ara sıra doktor gibi konuş ara sıra uzun yılların
dostuymuş gibi konuş.’’ ‘‘ Tamam kabul ama tüm prosudürleri yerine getirerek
başlarım sıkılmak yok.’’ ‘‘ Tamam kabul. ’’ ‘‘ Adınız soyadınız?.’’
‘‘ Yılmaz Esin.’’ ‘‘ Yaşınız? ’’ ‘‘ Otuz dört.’’ ‘‘ Mesleğiniz? ’’
‘‘Avukatım.’’ ‘‘ Evli misiniz? ’’ ‘‘ Hayır yalnızım. ’’ ‘‘ Bekarsınız yani? ’’
‘‘ Hem bekar hem yalnızım.’’ ‘‘ Hem bekar hem yalnızsınız demek. Peki
daha önce hiç terapiye gittiniz mi? ’’ ‘‘ Hayır daha önce hiç terapiye
gitmedim.’’ ‘‘ Gitmeyi düşündünüz mü? ’’ ‘‘ Bir çok kere düşündüm ama kendi
sorunumu kendim halletmeliyim diyerek hep vaz geçtim. ’’ ‘‘ En çok ne zaman
terapiye gitme ihtiyacı hissettiniz? ’’ ‘‘ Sanırım bundan yedi yıl önceydi.’’ ‘‘
Hangi sebebten dolayı gitme ihtiyacı hissettiniz.’’ ‘‘ Sanırım aynı sebebten
dolayı olması lazım.’’ ‘‘ Sebebin ne peki dostum.’’ ‘‘ Galiba kontrol
mekanizmamı kaybediyorum. İleriyi göremiyorum. ’’ ‘‘ Şu an sana karşı sinirlendim, karmaşıklığın
sebebi buysa bu kadar basit neden olamaz. İleriyi göremiyorum da ne demek.
Sence hangimiz ileride ne olacağını düşünebilir. Ne biliyim dostum ilerde
başımıza gelecek basit olaylar az çok bellidir fakat hesaba katılmayan bir çok
faktör vardır. O faktörleride göremeyiz ki. Adı üstünde hesaba katılmayan
faktör. Sence burdaki herkse kahin mi? Bana sorarsan tahminen değiller.’’
‘‘ Sorunu nasıl olurda bu kadar basite
indirgeyebilirsin. Sence ben bunları düşünemiyormuyum. Ben sana mekanizmayı
kaybediyorum diyorum. Hırçınlaşabilirim, bunaklaşabilirim, aşırı uysal
olabilirim, yıllarca boş oda dinlemek sıkıntı yaratabilir. Dün yatmadan önce
sabrettiğimin farkına vardım.’’ ‘‘ Nasıl yani efendim? Bu sabrın neye karşı
olduğunu düşünüyorsunuz? ’’ Bilmiyorum ama korktum doktor, ürperdim sebebsiz
yere sabrettiğimi hissettim.’’ ‘‘ Beklentiniz var mı? ’’ ‘‘ Ne gibi? ’’ ‘‘ Az
önce ileriyi göremiyorum dediniz. İleriden beklentiniz var mı? ’’ ‘‘ Tam olarak
bilmiyorum herhangi bir beklentimin olup olmadığını. Farkında değilim evet evet
en doğrusu bu, beklentimin olup olmadığının farkında değilim.’’ ‘‘ İleriyi
göremiyorum dedin, beklentinin var olup olmadığını bilmediğini söylüyorsun.
Dostum mekanizmanı bozan etkenlerden birisi ikilem olabilir. İkilemi hiç ama
hiç hafife alma derim ben sana ikilemin yenilir yutulur cinsten değil.
Beklentin varsa bir plan yapmış olman
lazım. Beklentin yoksa günlük planlar dahilinde kompleks planlara fazla
ihtiyacın olacağını düşünmüyorum. Karmaşık bir ikilem içersindesiniz. Şöyle
diyim efendim siz ikilemin içinde bir ikilem yaşıyorsunuz.
Kelime oyunu yapacak
olursak dörtlem demek daha uygun olur. Dört adet nokta, noktalar birbirlerini
sıkça taciz ediyor. Tahminimce bu dört adet nokta mekanizmanızı kontrol ediyor. Bir noktadan uyarı gelse sorun yok. Hatta üç noktadan uyarı gelse bile
sıkıntı yok. Fakat dört noktada aynı anda sinyal vermeye başlamış. Plan yapmak
veya plansızlık. Beklenti veya beklentisizlik. Bunu şöyle de açıklayabiliriz.
Elimizde dört tane arı kovanı var. Önüne, arkana, sağına ve soluna olmak üzere
etrafına konulmuş olan arı kovanlarında çeşitli farklılıklar var. Şöyle yani
sağındaki kovanda tam manasında kaliteli arılarla yüksek kalite de bal üretimi
yapılmakta. Hatta kaliteli arılar için kovanın ilerisine türlü türlü
çiçeklerden oluşan taze polen sağlayan
tarlalar bile var. Anlıycağın tkır tıkır işleyen bir mekanizma. Solunda ise
yüksek üretim sağlayan, sağındaki arılara kadar bolca bal üreten arılar var
fakat balın kalitesinde sıkıntı var. Sıkıntının sebebi şu ki solundaki kovanda
eşşek arıları var. Anlıycağın ürettikleri bal zehirli. Tam manasında ne
yaptığını bilememek. Önündeki kovanda ise kaliteli arılar var ancak bu kovanın
sıkıntısı; kovanın içinde petek bulunmayışı. Üretmek istemek ancak nereye ne
yapacığını bilememek. Tam bir şapşallık göstergesi. Arkanda ise bomboş arı
kovanı var. Ne arı var, ne petek var, ne de bal var. Tam manasında salıverme
örneği diyebiliriz. Şimdi hikayeyi şöyle değiştiriyorum. Kovanların ortasındaki
adam sen değilsin. Daha doğrusu ortadaki adamın sen olduğunu bilmiyoruz. Sana
sorum şu şekilde olacak. Acaba sen ortadaki adam mısın yoksa boş arı kovanı mı?
Sorunun cevabını rahatlıkla verebiliyorsan sanırım problemin geri kalan kısmını
halledebiliriz. ’’ ‘‘ Boş arı kovanı olmak istemiyorum, istemiycem de.
Hatırlarsan bir şeylere sabrettiğimi söylemiştim. Sabrımın temelinde korkular
var. Peki nasıl korkular bunlar? Ben o ortadaki adam olduğumu ve seçimi yapacak
olan adam olduğumu biliyorum kovanlardan gelen seslerin beni zorladığınıda
biliyorum ama bazen kendimi hiç arı sesi gelmeyen boş arı kovanıymışım gibi
hissettiğim dakkikalar oluyor. Agresifleşiyorum, kontrolsüz düşünmeye
başlıyorum. Kendi kendime kızıyorum sonrasında sakinleşip aslında peteği olmayan kovan olduğumun farkına
varıyorum. O zamanda içimi gerçekten bir ürperti kaplıyor.
Geçen her vakit
sırtlarımızı kırpaçlıyor dostum. Sanki gemideyim kürek çekiyorum. Arkamda biri
var sırtımı kırbaçlıyor. Bembeyaz olan gömleğim yırtılmış, kan zerrecikleri
gömleğime işlemiş. Arkama dönüp bakmak istiyorum, kim bu kırbacı vuran diye merak ediyorum.
Arkamdaki buna izin vermiyor. Kafamı her çevirdiğimde suratıma indiriyor
kırbaçlarını. Kürek çekmeye devam ediyorum. Kürek çok ağır gelmeye başlıyor.
Gemi zar zor ilerliyor. Dışarı baktığımda geminin denizde olmadığının farkına
varıyorum. Meğersem gemi Sahra Çölü'nün ortasındaymış. Küreği her salladığımda
kuma saplanıyor. Sapladığım yerden çıkartmak sanki güç istiyormuş gibi duruyor.
Susuzluktan kurumaya başlıyorum. Çölün ortasında seraplar görüyormuş gibi
oluyorum. Karakteri değişen, rahat, durup duruken kendi kısıtlamalarını ortadan
kaldırmış bir adam görüyorum. Gittikçe bana yaklaşıyor. Üstünde siyah takım
elbise, siyah gömlek ve ayaklarında siyah ayakkabı varmış gibi duruyor. Elini
omzuma atıp ‘‘ Gel gidelim ben halletcem. ’’ diyor. Ben de ona ‘‘ Sen karışma ben hallederim.’’ diyorum.
‘‘ Zaten onun için geldim. ’’ diyor. ‘‘ Defol git başımdan, uğraşma benle. ’’
diyorum. ‘‘ Tamam sen nasıl istersen... ’’ derken kendimi birden odanın içinde
buluyorum. Televizyonda gece on iki haberleri var, iki kat aşağıdan gülme
sesleri geliyor, yan komşunun eşiyle konuşma sesleri geliyor, öksürük sesleri
geliyor. Ve şimdi seninde o siyah takım elbiseli adam olduğunun farkına vardım
sayın doktorum ve sevgili dostum. Çıkıyorum çölden yine, gece on iki haberleri,
iki kat aşağıdan gelen gülme sesleri, yan komşunun eşiyle konuşma sesi ve
öksürük sesleri. ’’



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder