16 Haziran 2012 Cumartesi

Evdeki Ses


       ‘‘ Buyrun efendim ne istersiniz? ’’... Masaya servis yapıldıktan on dakika sonra. ‘‘ Burda yapabilir misin? Açıkcası terapiye gitmek gururuma dokunuyor. Poliklinikte ki gibi not almana gerek yok. Hem doktorum ol hem dostum ol ikisinin arasında yorumla. Ara sıra doktor gibi konuş ara sıra uzun yılların dostuymuş gibi konuş.’’ ‘‘ Tamam kabul ama tüm prosudürleri yerine getirerek başlarım sıkılmak yok.’’ ‘‘ Tamam kabul. ’’ ‘‘ Adınız soyadınız?.’’ ‘‘ Yılmaz Esin.’’ ‘‘ Yaşınız? ’’ ‘‘ Otuz dört.’’ ‘‘ Mesleğiniz? ’’ ‘‘Avukatım.’’ ‘‘ Evli misiniz? ’’ ‘‘ Hayır yalnızım. ’’ ‘‘ Bekarsınız yani? ’’ ‘‘ Hem bekar hem yalnızım.’’ ‘‘ Hem bekar hem yalnızsınız demek. Peki daha önce hiç terapiye gittiniz mi? ’’ ‘‘ Hayır daha önce hiç terapiye gitmedim.’’ ‘‘ Gitmeyi düşündünüz mü? ’’ ‘‘ Bir çok kere düşündüm ama kendi sorunumu kendim halletmeliyim diyerek hep vaz geçtim. ’’ ‘‘ En çok ne zaman terapiye gitme ihtiyacı hissettiniz? ’’ ‘‘ Sanırım bundan yedi yıl önceydi.’’ ‘‘ Hangi sebebten dolayı gitme ihtiyacı hissettiniz.’’ ‘‘ Sanırım aynı sebebten dolayı olması lazım.’’ ‘‘ Sebebin ne peki dostum.’’ ‘‘ Galiba kontrol mekanizmamı kaybediyorum. İleriyi göremiyorum. ’’ ‘‘  Şu an sana karşı sinirlendim, karmaşıklığın sebebi buysa bu kadar basit neden olamaz. İleriyi göremiyorum da ne demek. Sence hangimiz ileride ne olacağını düşünebilir. Ne biliyim dostum ilerde başımıza gelecek basit olaylar az çok bellidir fakat hesaba katılmayan bir çok faktör vardır. O faktörleride göremeyiz ki. Adı üstünde hesaba katılmayan faktör. Sence burdaki herkse kahin mi? Bana sorarsan tahminen değiller.’’ ‘‘  Sorunu nasıl olurda bu kadar basite indirgeyebilirsin. Sence ben bunları düşünemiyormuyum. Ben sana mekanizmayı kaybediyorum diyorum. Hırçınlaşabilirim, bunaklaşabilirim, aşırı uysal olabilirim, yıllarca boş oda dinlemek sıkıntı yaratabilir. Dün yatmadan önce sabrettiğimin farkına vardım.’’ ‘‘ Nasıl yani efendim? Bu sabrın neye karşı olduğunu düşünüyorsunuz? ’’ Bilmiyorum ama korktum doktor, ürperdim sebebsiz yere sabrettiğimi hissettim.’’ ‘‘ Beklentiniz var mı? ’’ ‘‘ Ne gibi? ’’ ‘‘ Az önce ileriyi göremiyorum dediniz. İleriden beklentiniz var mı? ’’ ‘‘ Tam olarak bilmiyorum herhangi bir beklentimin olup olmadığını. Farkında değilim evet evet en doğrusu bu, beklentimin olup olmadığının farkında değilim.’’ ‘‘ İleriyi göremiyorum dedin, beklentinin var olup olmadığını bilmediğini söylüyorsun. Dostum mekanizmanı bozan etkenlerden birisi ikilem olabilir. İkilemi hiç ama hiç hafife alma derim ben sana ikilemin yenilir yutulur cinsten değil. Beklentin varsa  bir plan yapmış olman lazım. Beklentin yoksa günlük planlar dahilinde kompleks planlara fazla ihtiyacın olacağını düşünmüyorum. Karmaşık bir ikilem içersindesiniz. Şöyle diyim efendim siz ikilemin içinde bir ikilem yaşıyorsunuz.
Kelime oyunu yapacak olursak dörtlem demek daha uygun olur. Dört adet nokta, noktalar birbirlerini sıkça taciz ediyor. Tahminimce bu dört adet nokta mekanizmanızı kontrol ediyor. Bir noktadan uyarı gelse sorun yok. Hatta üç noktadan uyarı gelse bile sıkıntı yok. Fakat dört noktada aynı anda sinyal vermeye başlamış. Plan yapmak veya plansızlık. Beklenti veya beklentisizlik. Bunu şöyle de açıklayabiliriz. Elimizde dört tane arı kovanı var. Önüne, arkana, sağına ve soluna olmak üzere etrafına konulmuş olan arı kovanlarında çeşitli farklılıklar var. Şöyle yani sağındaki kovanda tam manasında kaliteli arılarla yüksek kalite de bal üretimi yapılmakta. Hatta kaliteli arılar için kovanın ilerisine türlü türlü çiçeklerden  oluşan taze polen sağlayan tarlalar bile var. Anlıycağın tkır tıkır işleyen bir mekanizma. Solunda ise yüksek üretim sağlayan, sağındaki arılara kadar bolca bal üreten arılar var fakat balın kalitesinde sıkıntı var. Sıkıntının sebebi şu ki solundaki kovanda eşşek arıları var. Anlıycağın ürettikleri bal zehirli. Tam manasında ne yaptığını bilememek. Önündeki kovanda ise kaliteli arılar var ancak bu kovanın sıkıntısı; kovanın içinde petek bulunmayışı. Üretmek istemek ancak nereye ne yapacığını bilememek. Tam bir şapşallık göstergesi. Arkanda ise bomboş arı kovanı var. Ne arı var, ne petek var, ne de bal var. Tam manasında salıverme örneği diyebiliriz. Şimdi hikayeyi şöyle değiştiriyorum. Kovanların ortasındaki adam sen değilsin. Daha doğrusu ortadaki adamın sen olduğunu bilmiyoruz. Sana sorum şu şekilde olacak. Acaba sen ortadaki adam mısın yoksa boş arı kovanı mı? Sorunun cevabını rahatlıkla verebiliyorsan sanırım problemin geri kalan kısmını halledebiliriz. ’’ ‘‘ Boş arı kovanı olmak istemiyorum, istemiycem de. Hatırlarsan bir şeylere sabrettiğimi söylemiştim. Sabrımın temelinde korkular var. Peki nasıl korkular bunlar? Ben o ortadaki adam olduğumu ve seçimi yapacak olan adam olduğumu biliyorum kovanlardan gelen seslerin beni zorladığınıda biliyorum ama bazen kendimi hiç arı sesi gelmeyen boş arı kovanıymışım gibi hissettiğim dakkikalar oluyor. Agresifleşiyorum, kontrolsüz düşünmeye başlıyorum. Kendi kendime kızıyorum sonrasında sakinleşip aslında  peteği olmayan kovan olduğumun farkına varıyorum. O zamanda içimi gerçekten bir ürperti kaplıyor. 
Geçen her vakit sırtlarımızı kırpaçlıyor dostum. Sanki gemideyim kürek çekiyorum. Arkamda biri var sırtımı kırbaçlıyor. Bembeyaz olan gömleğim yırtılmış, kan zerrecikleri gömleğime işlemiş. Arkama dönüp bakmak istiyorum, kim bu kırbacı vuran diye merak ediyorum. Arkamdaki buna izin vermiyor. Kafamı her çevirdiğimde suratıma indiriyor kırbaçlarını. Kürek çekmeye devam ediyorum. Kürek çok ağır gelmeye başlıyor. Gemi zar zor ilerliyor. Dışarı baktığımda geminin denizde olmadığının farkına varıyorum. Meğersem gemi Sahra Çölü'nün ortasındaymış. Küreği her salladığımda kuma saplanıyor. Sapladığım yerden çıkartmak sanki güç istiyormuş gibi duruyor. Susuzluktan kurumaya başlıyorum. Çölün ortasında seraplar görüyormuş gibi oluyorum. Karakteri değişen, rahat, durup duruken kendi kısıtlamalarını ortadan kaldırmış bir adam görüyorum. Gittikçe bana yaklaşıyor. Üstünde siyah takım elbise, siyah gömlek ve ayaklarında siyah ayakkabı varmış gibi duruyor. Elini omzuma atıp ‘‘ Gel gidelim ben halletcem. ’’ diyor. Ben de ona ‘‘ Sen karışma ben hallederim.’’ diyorum. ‘‘ Zaten onun için geldim. ’’ diyor. ‘‘ Defol git başımdan, uğraşma benle. ’’ diyorum. ‘‘ Tamam sen nasıl istersen... ’’ derken kendimi birden odanın içinde buluyorum. Televizyonda gece on iki haberleri var, iki kat aşağıdan gülme sesleri geliyor, yan komşunun eşiyle konuşma sesleri geliyor, öksürük sesleri geliyor. Ve şimdi seninde o siyah takım elbiseli adam olduğunun farkına vardım sayın doktorum ve sevgili dostum. Çıkıyorum çölden yine, gece on iki haberleri, iki kat aşağıdan gelen gülme sesleri, yan komşunun eşiyle konuşma sesi ve öksürük sesleri. ’’
    


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder