Eniştem tabiri caiz ise kaliteli bir
insandı. Her konuda bana yol göstermiş, öğretmekten ve öğrenmekten hiçbir zaman
bıkmazdı. İşini ciddiyetle yapan ama bu disiplinini çevresine hissetirmeyen bir
yapısı vardı. Eniştemin kıvamında disiplini sayesinde daha üniversiteye
gitmeden elektronik konularda güzel düzeyde bilgi donanımına sahip olmuştum.
Aşırı
derecede haşır neşir olduğum bu atölyenin hayatımın akışın yönünü baştan sona
kadar şekillendirdiğini söyleyebilirim. Gideceğim okuldan tutun, edineceğim
mesleğe, yaz tatilimi ne şekilde geçireceğimden ilerde ne kadar para
kazanacağıma kadar birçok hususta hayatıma ince ayarlar vermişti. Şu anda
bulunduğum pozisyonda olmamın temellerini de bu atölye atmıştır. Dediğim gibi
çocukluğumun ve gençliğimin büyük bir kısmı eniştemin radyo atölyesinde geçmişti.
Üniversite yıllarımda İstanbul’dan memleketime döndüğümde yaz boyu enişteme
yardım edip, okuldan edindiğim bilgileri bu yolla rahatça pekiştirebiliyordum.
Sabahları dükkanı eniştem açar öğlene doğru ben gelirdim, benden sonra da
sokaktaki oyundan sıkıldığında eniştemin kızı Ela gelirdi. Ela’nın da bize ara
sıra yardım edip tıpkı benim gibi ufak yaşta bilgiler edindiğini, durumlara
karşı tavırlarını bana benzetiyordum. Ama onu daha çok teknik boyuttan öte
radyoların dış görünümleri, edebi yanı cezbediyordu. Sırf bu edebi yönün
hatrına teknik boyutlarını da dinlemeden edemiyordu. Memleketten uzakta olduğum
İstanbul günlerinden bir gün Beyoğlu’nda radyo satan dükkanların önünden
geçerken aklıma yerel bazda radyo yayını yapan bir istasyon kurma fikri
gelmişti. Yerel bazda çalışacak bu radyo istasyonu baya yerel olacaktı. Kapsamı
bizim mahalleyle sınırlı olacak istasyonda mahalle ahalisine sevdiği müzikleri
çalmanın yanı sıra şehrimizde ve mahallemizde olup biten hadiseler hakkında
bilgi verilmesi fikirlerim arasındaydı.
Fikrimi enişteme açtığımda, eniştem bana bakıp ‘‘ Yarın başlayalım öyleyse.’’
demesi beni eniştem konusundaki düşüncelerimde yanıltmamıştı. Eniştemin dediği
gibi ertesi gün işe koyulmuştuk. Gerekli malzemelerin listesini çıkarıp, iş
akış şemasını çizdikten sonra uygulama kısmına koyulduk. Gerekli malzemeleri
yavaş yavaş topluyor işi hiç savsaklamıyorduk. Radyo istasyonu uygulaması ben
ve eniştem açısından da tecrübe olacaktı. Bu yüzden işi yaparken hem zevk
alıyorduk hem de belli başlı noktalarda açıklarımızı kapatıyorduk. Tabi böyle
işlerle uğraşanlar bilirler kısmi cereyan çarpmaları, kısa devreler bizim de
başımıza geliyordu onlar da işin tuzu biberi oluyordu.
Uğraşlarımız
sonucunda test yayını yapma noktasına gelmiştik. Atölyede son ayarlamaları
yaparken eniştem meraklı biçimde ‘‘Hadi
bizim eve git radyoyu 86.2’ye ayarla.’’dedi. ‘‘ Tamam’’ diyip koşa koşa evin
yolunu tuttum. Mahalleliden ‘‘ Hüseyin oğlum bir şey mi oldu? ’’ sorularını
geçiştirip koşa koşa eve çıktım. Radyonun yanına gelip 86.2’ye ayarladım. Ses
parazitli geliyordu, eniştemin bazı ayarlarla oynadığını hissettim. Sonra
parazitlik gitti ve eniştemin sesi gelmeye başladı ‘‘ Hüseyin beni duyuyor
musun burası atölye zeminkat, hüseyin beni duyuyor musun burası atölye
zeminkat...’’ anonsunu duyduğumda gülmeye başladım sevinçten napacağımı
şaşırdım. Camı açtım ‘‘ Duyuyorum enişteee burası beşinci kaaat.’’ diye yüksek
sesle bağırdım. Sonra radyodan yine ses geldi ‘‘ Hüseyin bağırma o kadar şimdi
biri bir şey diyecek hadi gel buraya. Bu arada radyo zeminkat hayırlı olsun.’’
dedi. Dayanamadım ‘‘ Radyo zeminkat hayırlı olsun hepiniz için sizin için senin
için hayırlı olsun.’’ diye yine bağırdım. Atölyeye geldiğimde mahalle
güruhundan bazıları ‘‘Noldu Hüseyin bağırıyordu, bir şey mi oldu? ’’ sorularını
enişteme yöneltiyordu. O sırada eniştemse gerekli açıklamayı yapıp güruhun
merakını gidermekle uğraşıyordu.
Kış boyunca düşündüğüm, tasarımını
yaptığım plan tutmuştu. Üç kişiden oluşan yayın kadrosuyla yayın hayatına
başlamıştık. Mahallemizin de onayını alan Radyo Zeminkat toplamda 8-9 sokağa
yayın yapsa da toplamda ortalama dört yüz kişiye yakın dinleyici kitlesine
sahiptik. Akşam yedi ile on arasında bol bol müzik yayını yapıp ara sıra
insaların isteği üzerine evlenme duyuruları, vefat anonsları da yapıyorduk.
İnsanlar evlerine gitmeden önce atölyeye uğrayıp şarkı isteklerinde
bulunuyordu. Eniştem sırf bu yüzden liste yapma gereğinde bulundu. Gelenlerin
isimlerini alıp yanına istediği şarkının ismini yazıyordu. Atölye’ye gir çık
çok olmaya başlamıştı bundan dolayı atölyenin hijyeni konusunda sıkıntılar baş
göstermişti. Eniştem ‘‘ Bu iş böyle olmayacak hem millete sıkıntı oluyor hem
bana sıkıntı oluyor. Çözüm bulmak lazım.’’ diyerek belki de ülkedeki ilk istek
şarkı çalma olayını kapıya hizmet olarak değiştirmişti. Telefon sistemlerinin o
zaman gelişmemiş olması şimdiki gibi internet veya faks aletlerinin olmayışı
radyo ekibimizdeki Ela’ya yeni bir misyon yüklememize sebep olmuştu. Ela’nın
misyonu şu şekilde oluşuyordu; akşam yedi ile sekiz arası yayın yaptığımız
sokaklarda gezerek radyo’ya şarkı isteğinde bulunanlardan isteklerini alacak istek
listesine yazıp bize geri getirecekti. Ela’nın misyonu sokağın çehresini ufak
çaplı da olsa değiştirmişti. Çünkü yolda Ela’yı gören ‘‘ Ela listeye ismimi yaz
Ayten Alpman Söyle Buldun mu, Ela bakar
mısın Füsun Önal’dan Oh Olsun’u çalarlarsan sevinirim.’’ tarzı isteklerle
evlerin camlarından Ela’ya çeşitli sanatçıların isimlerini ve şarkılarını
söylüyordu. Mahallemizde sanatçıların isimleri akşam yedi gibi yüksek sesle
yankılanıyordu. Dışarıdan baktığımda şaşkınlığımı gizleyemiyordum. Hiç
beklemediğim tiplerden hiç beklemediğim şarkı istekleri oluyordu. Bazılarıysa
istediği şarkıyı Ela’ya söyleyemeyip dedikodulara sebep olmaması için kağıda
yazıp Ela’ya atıyordu Ela da utanılarak yazılan kağıtları açıp not ediyordu.
Mahallemizde ve radyoda hoş bir hava yakalanmıştı. İstek müzik düşüncesi
insanların beğenisini toplamıştı, güzel bir fikirdi ve tutmuştu.
Güzel
bir yaz gününde atölyeyi kapatıp evlerimize doğru yürüdük. Eniştemle biraz
sohbet ettikten sonra eniştem ‘‘ Hadi yarın görüşürüz.’’dedi. Ben de eve doğru
yürüdüm. Evde uzanmış dinlenirken aniden bir kapı çaldı. Çalan kapının
aniliğinde resmen panik vardı. Babam koştu kapıyı açtı ‘‘ Noldu bacanak
hayırdır.’’dedi. Eniştem panikle ‘‘Yandım bacanak yandım rezil olduk mahalleye,
yandık Hüseyin çabuk koş aç radyoyu atölyeye girmişler bizim radyodan yayın
yapıyolar küfür kıyamet kopuyor yayında.’’ dedi. Koştum açtım radyoyu, radyodan
aldığım seslere göre tahminen atölyede iki kişi vardı, sanki sarhoş gibilerdi
konuşma aksanlarından öyle anlaşılıyordu. Radyodan değişik bir sarhoş isyanı
duyuluyordu ‘‘ İyi geceler muhterem dinleyenler ki dinleyenler varsa. Bu geceki
yayınımız bekçi gelene kadar devam edecek, ben tecavüze uğramış Polyannayım
alayınızı seviyorum ama belli başlı özelliklerinizden nefret etmiyor değilim.
Ayıptır söylemesi yanımda arkadaşım Turgut’la, evet meşhur Turgut Özben’le
kafalarımızı çektik cila yapalım derken kendimizi burda bulduk öyle değil mi
Olric? Olric’ten ses yok. Öyleyse ben devam edeyim Turgut’un da konuşcak hali
yok. Ahali iyi dinleyin Pollyann’a konuşuyor. Biliyorum birçoğunuz iyi
insanlarsınız fakat kaplumbağa olmayı tercih etmişsiniz. Yolda ağır, somurtuk
yürümeyi ciddiyetle karşılamış bu hayat tarzını benimsemişsiniz. En ufak
tehlikede kabuğa ayakları,kolları hatta kafanızı bile içeri çekmişisiniz.
Tapulu evlerinize tapusuz kafalarla girip durum böyle, irdelemeye lüzum yok
demeyi doğru seçenek olarak kabul etmişsiniz. Evet doğru yapmışsınız, ben de sizdenim
Turgut da öyle değil mi Olric? Olric’ten yine ses yok anlaşılan beni alkollü
olduğum için pek ciddiye almıyor. İzin vermeyelim sevgili dinleyenler, bu
donsuzlara meydanı bırakmayalım. Beni ciddiye alın ya da almayın ama ben
doğruyu söylüyorum. Siz yufka yürekli insanlar ve biz alkol kokan ciğersizler
sanki aynı şeyleri düşünüyoruz. Sanki susarak kendimizi onaylıyoruz...’’
radyoda bunları duymuştum, duyduklarım karşısında şaşırmıştım. Eniştem, ben ve
babam atölyeye doğru koştuk. Hala içerdeydiler, bizi gördüler ve ayağa
kalktılar. İçerde iki kişi vardı. Turgut’la Polyannayım diyen adam vardı ama
Olric ortalarda yoktu. ‘‘Ayağa kalktılar ‘‘ Afedersiniz. ’’ dediler. Eniştem ‘‘
Çabuk boşaltın burayı çabuk! ’’ diye bağırdı onlar da gitti. Eniştemle ertesi
gün son yayınımızı yaptık. Gerçekten üzüntülüydüm fakat içimi hırs da
bürümüştü. Yayına şu konuşmayla son vermiştim ‘‘ İyi akşamlar siz
Zeminkat dinleyicileri bu akşam Zeminkat’ın son yayını fakat iki yüz evlerdeki
son yayını, evet bu mahalledeki son yayını. İlerleyen zamanlarda Zeminkat’ın bir
şekilde karşınıza çıkacağından hiç kuşkunuz olmasın. Dün bilindiği üzere
talihsiz bir olay yaşandı. Radyomuzda yayın yapan sarhoşlar bazı yerlere mahallemizdeki
bazı isimlere deyinmiş. Ben o kısımları dinleyemedim ve Zeminkat Atölyesi
olarak olanlardan özür diliyoruz. Sizlere yayınımızın son dakikalarında Zeki
Müren’den ‘‘ Elbet bir gün buluşacacağız.’’ şarkısıyla veda etmek istiyorum.
Sağlıcakla.’’
Okulu bitirdikten sonra biraz
birikim yapıp. İstanbul’da radyo yayını yapmaya başlamıştım. İstek şarkı
düşüncesi İstanbul’da da tutmuştu. Motorilize ekipler kurup motorlarla
istanbul’da istek şarkı avına çıkıyorduk. İnsanlar radyoda isminin geçmesini,
istediği insana şarkı göndermesinden zevk alıyordu. Bu fikir radyomuzu çok
büyütmüştü. Ulusal düzeyde çalışmaya bile başlamıştık. Tabi şimdiki
teknolojiyle diğer radyolardan farkımız yok ama eskinin hatrı bizi hala
dinlenir kılmaya devam etmekte. Yetmişlerde küçük bir atölyede kurulan radyonun
şimdilerde saygın bir radyo kuruluşu olması, arkama dönüp baktığımda beni
hırslandıran Polyyanna’ya, Turgut’a ve hiç görmediğim Olric’e teşekkür etmeme
ihtiyaç duyduruyor. Hepinize teşekkürler.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder