23 Mayıs 2012 Çarşamba

ANKARA



Ankara'ya öyle yakışırdı ki kar.. 
asfaltlar ışıldar, buz tutardı resmi yalanlar... 
kimse keman çalmaz belki ama çok keman çalınsın balolarında diye yapılmış gri sisli binalar... 
alnının ortasında ciddi bir devlet asabiyeti. 
çok kötü günlermiş gibi en genç zamanlar, 
bu zulüm bu sevda bitmezmiş sevmek bir halkı sevmekse aşk o zaman sevmekmiş! 
(biz bir şeyi delicesine severiz ama tanrım neyi?) 
kahve önü çatlak mozaik 
bel kemiğine tehdit 
kürsüler üstünde çok sigara içen öğrenciler 
bir daha asla yaşayamayacağı aşkları teğet geçerken 
hep onu sevmeyenleri severek hep onu sevenin gözlerinden 
kalabalıklara kaçarak karışarak toplumcu gerçekçi yalnızlıklara, 
yüksek rakımlarda çatlamış dudaklarını bir izmirli güzele dayatmak varken 
(hep kardeş olacak değiliz ya, yaşasın halkların sevgililîğî!) 
soyut bir sevdaya beşik kertilmiş olan dağda çoban, 
şehirde şark çıbanı sayılan,
fırat'ın büyük elleri ararat'ın kız yelleri 
cilo'nun derin nefesleri 
hülasa kente hukuk mukuk okun 
mümkünse o arada da memleketi kurtarmaya gelmiş 
anadolu çocukları, ankara' ya öyle yakışırdı ki kar asfaltlar ışıldar, 
buz tutardı resmi yalanlar 
belki balkona kar seyretmeye çıkar diye sevdiğimiz kızlar 
çok dibimiz donmuştur ve çoğu zaman 
bu kar mevzuu kızlara yeterince ilginç gelmemiştir 
hiçbir şey kapalı bir dükkan kadar hüzünlü gelmez insana ankara'da, 
yoksa bugün bir hayat yaşanmayacakmı duygusu çöker bütün bozkıra. 
Kimse keman çalmaz belki Belki bu fiim hiçbir zaman o kadar fiyakalı olmayacak ama 
Hiçbir lahmacunda o okul yolundaki üçüncü sınıf lokantadakinin tadını vermeyecek bir daha 
Çok daha iyilerini yedim sonra bizzat Urfa'da hatta 
Ama hiçbirinde o kadar aç oturrnadım sofraya 
ankara'ya öyle yakışırdı ki kar 
çok yabancı bir soluk duyulur bazı bilinmez bir dilin ıslığından 
anla ki sıkıldı bizim konsolosluktaki konuklar 
öyle deme Ankara'yı sevmeyene bir zulümdür 
bu kadar insanın neden ankara'yı sevdiğini anlamadan 
ankara'da yaşamak 
yollarına hep sevdiğimiz insanların adlarını vermediler ama biz her duvara 
bilvesile onların adını yazarak yaşadık 
kül ve betondan mürekkep 
yaşadıkça yaşanılası gelen o tuhaf bozkır kokusunda. 
ankara'ya öyle yakışırdı ki kar. asfaltlar ışıldar... 
bir günden bir sürü gün yapan 
mesai saatlerinde hiçbir şey yapan 
hiçbir şey alıp hiçbir şey sunan 
rakıyı bol sulu içen dokunmasın için deği! 
çabuk bitmesin dîye devletimin tekel rakısı, 
hep kağıtlara bakarak, 
hep kağıtlardan bakarak 
hem neşet ertaş' ı hem bülent ersoy' u aynı anda sevmeyi başararak, 
karısının bayat ekmeklerden yaptığı tatlıyı çok beğenmeyerek ama yine de bu tasarrufunu takdir ederek 
boynu hep kıdemli bir atkının içinde saklıyken hep bir şeylere birilerine küsmüş gibi yürüyen... 
memurlar....... 
ankara'ya öyle yakışırdı ki kar.. 
asfaltlar ışıldar, 
buz tutardı resmi yalanlar... 
biz, şimdi kapalı birr kuruyemişçi dükkanının -ki bütün plan kar altında 
tuzsuz ay çekirdeği çitileyip yanı sıra bafra içmektir- 
kötü ışıklandırılmış vitrininden umutsuzca içeri bakan, 
kimliği gereğinden fazla sorgulanmış, 
merhabadan çok çıkar ulan kimliğini denmiş, 
-yani sistem kendi verdiği kimliği zırt pırt geri istemektedir- 
doğduğu yer yüzünden doğuştan kavgacı zannedilen ama 
pek çoğu kavgadan nefret eden 
kavgacı esmer cesur korkak 
çoğu kürt çoğu türk çocuklardık... 
ankara'ya öyle yakışırdı ki kar.... 
ha sonra belki ahmed arifin aklına 
hiçbir şairin aklına gelmeyecek 
-çünkü hiçkimse bir daha ankara' yı 
O'nun kadar sevemeyecek -bir şiir islenir: 
kar altındadır varoşlar 
hasretim,nazlıdır ankara..... 
ustam yine sen bilirsin ama hangi aralıkta bir şair ölmüşse 
işte o,en netameli aydır bence. 
ankara'ya öyle yakışırdı ki kar... 
asfaltlar ışıldar... 
yalanlar... 
şimdi ve sonra ne zaman ankara'ya kar yağsa 
elim gönlüm, çocukluğum buz tutar.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder