Hayat
beni çokdan bunaltmıştı. Lanet ediyor, sıkılıyor üstüne de beni sevmeyen bir
kızı seviyordum. O da yetmiyormuş gibi en yakın arkadaşım andavalın tekiydi.
Tenefüslerin bile tadı kalmamıştı. İlkokulun en manasız sınıfı olan üçüncü sınıftaydım.
Üçüncü sınıfda olmam beni iyice delirtiyordu, en azından birinci ve ikinci
sınıfda çocuk oluduğumu anlıyordum, ona göre hareket ediyordum, dört ve beşte artık okulun büyüklerinden
olacağımı biliyordum ama üç de neyin nesiydi. Öğretmenim moruğun tekiydi, bana
takıktı bende ona takıntılıyım orası ayrı, o beni sevmiyorsa ben onu iki kat
sevmiyordum. Nasıl geçecek bu adamla iki
sene daha düşünmesi bile yoruyordu beynimi. İşler aslında o kadarda kötü
değildi, annem ve babamla aram iyiydi. Derslerimin kötü olmasına rağmen o kadar da ağır bir tavır
takındıklarını düşünmüyorum. Gerçi bir kere babamla derin bir sürtüşmem olmuştu
hakketiği lafı ona söylemiştim ama baba işte naparsın gazeteyi dürüp ağzıma
çarpmıştı. Evden kaçıp gidip bir oto saniyide çalışmayı düşünmüştüm fakat bu
gidişimin onları yıpratacağını bildiğimden dolayı amacımdan vazgeçmiştim.
Emel,
sınıfın en güzel kızıydı. İp atlarken dalgalanan saçlarını saatlerce
izleyebilirdim. Bunu izlemek için her şeyimi verebilirim. Örnüğünün yakası bile
sınıfdaki diğer kızlardan daha güzel, daha kalite duruyordu. Belliki annesi
olsun babası olsun zevkli insanlar. Ne şansdırki aynı mahallede oturuyorduk.
Dışarda onu sivil kıyafetle görmek aklımı ayrı bir karıştırıyordu. Kaltak karı
giyinmesini iyi biliyordu. Herşeyiyle
ona aşıktım, Emeli en ince ayrıntısına kadar irdeliyordum, gülmesi
hoşuma gitsede içim burkuluyordu. O güldüğü zaman bana daha ulaşılmaz geliyordu.
Çünkü onu güldüren sebebin ne olduğunu merak ediyordum. Aklımdan ‘‘Ona seni
seviyorum Emel ’’ dediğim zaman yüzünü somurtup gülmenin zıttı olan
somurtkanlığı yüzüne takıp ‘‘Nediyosun sen be salak mısın ’’ diyeceğini
biliyordum. Of! kahroluyordum. Ona yakın olmam için Alper denen gerizekalı bir
arkadaşımın olması lazımdı. Çünkü Alperler Emellerle aile dostu gibi bir şeydi.
Sık sık birbirlerine misafirliğe giderlerdi. Bu sebebden dolayı Alper ailesiyle
beraber Emellere giderdi. Zihinimin içinde acaba Emelin odası nasıl ki diye
sorular sorup odasını hayal ederken Alper dangozu onun odasının bizzat içinde
Emelle beraberdi. Alperler Emellere her oturmaya gittiğinde ertesi gün okulda
Alperi kenara çekip ‘‘ Anlatsana nasıldı? Kıyafeti nasıldı? Ablasıda mı
sizleydi? Hiç benden konu açtın mı? Ne diyor benim hakkımda? ’’ tarzı bunaltıcı
sorular soruyordum ve hep içi boş cevaplar alıyordum. Çünkü Alper pısırığın
teki bir dangalaktı. Her daim Emellere gitmeden önce konuyu benden aç dediğimde
bırakın konuyu benden açmasını gidip kızla iki çift laf bile edemiyordu. Mal
gibi misafirliğe gittiği evde ödev yapıyordu.
Emel ve Alper’in aileleleri
bizimkilere göre bir kaç gömlek üst kademedendi. Onların aileleri Kardemir’de
yönetici pozisyonundayken bizimkiler memur sıfatındaydı. Ne şansdırki
yönetici lojmanlarının bitimine doğru memur
lojmanları başlıyordu bu durum Emeli daha çok görmeme imkan sağlıyordu. Okul da
olsun mahalle de olsun genelde ona yakın yerlerde oynamayı tercih ediyordum. Ona
yakın bir yerlerde oynamak , onunla aynı işi yapmak bile beni mutlu ediyordu.
Günlerden
bir gün televizyonda yarın akşam yayınlanacak film fragmanı gördüm.Film, Amerika’da gazete dağıtan çocuklarla
ilgiliydi. Çocuklar sabah gazete dağıtıyor akşam ise mahallenin ortasındaki
ağacın üstüne yaptıkları eve çıkıp hasılatı topluyorlar, yarın ne yapacaklarına
dair planlar yaptıktan sonra evlerine dağılıyolardı. Film ilgimi çekmişti,
filmi izliycektim. Ertesi gün akşamı filmi izlemiştim ve çok beğenmiştim.
Özellikle ağacın üstündeki tahta ev çok hoşuma gitmişti. İçimden ‘‘ Keşke böyle bir ev bizimde olsa iyi
anlaşan arkadaşlarla burda vakit geçirsek .’’ diye geçirdim. Tabi bu cümleler
hep lafda kalıyor, keşkelerin kol gezdiği cümleler yakamı bırakmıyordu. Filmi
izledikten sonra direk yatağa yattım. Malum yarın okul vardı. Kahrolası okula
vardım. Bu okulun tek çekilir yanı Emel’di. Dersde bol bol onu izliyordum.
Böylelikle tenefüs hıphızlı geliyordu. Tenefüs olmuşdu kantinden bir vişne suyu
bir de simit alıp duvara oturdum, Alper’de yanımdaydı. Alper’e döndüm ‘‘ Dünki
filmi izledin mi? ’’ dedim. Döndü bana baktı ve tabiki de ‘‘ Hayır izlemedim.
’’ dedi. ‘‘ Alper sen nasıl bir
bozgunsun, nasıl bir mağlubiyetsin lanet olası arkadaşım nerden girdin
hayatıma.’’ diye içimden geçirdim. Baktım yüzüne ‘‘Aferin iyi yapmışın.’’
dedim, vişne suyundan çektim biraz kendime geldim. Derken arkadan bir bayan
sesi ‘‘ Ben izledim. ’’dedi. Aman tanrım bu o, bu onun sesi. Nerde yaşıyorum?
Ben kimim? Ayaklarımda çorap var mı? Kalbim kaburgalarımı zorlamaya başladı on yaşındaki
bir insanın kaldıramayacağı şeyler bunlar. Emel resmen benle konuşuyordu ulaşılmaz
dağın zirvesi ayaklarımın altındaydı. Tüm evreni buradan rahatlıkla izliyordum.
Evet Murat sen sakin adamsın rahat ol ve ‘‘ Gazeteci çocuklardan bahsediyorsun
değil mi ? ’’ sorusunu Emel’e yönelt. Bir derin nefes ve peşi sıra sorumu
sordum. Emel geldi yanıma oturdu ‘‘ Evet o filmden bahsediyorum çok güzeldi
keşke öyle bir hayatımız olsa.’’ dedi. Bir yandan yıkılıyordum bir yandan
şahlanıyordum. Uzakdan izleyip hayranlıkla takdir ettiğim insan yanımda oturmuş
benle sohbet ediyordu. Ne kadın ama şuna bak hayalimiz bile aynı. Biliyordum
Emel sen de hayatın feleğinden geçmemişin ama nasıl bir şey olduğunu az çok
görüyorsun helal olsun sana. Aynı fikire sahip olmamız bana özgüven vermişti.
Tabi bu sırada Alper gözlüğünü çıkarıp örnüğüyle temizliyor nezle olduğundan
dolayı sümüklü burnunu sümkürüp duruyordu. Dedim ya özgüven gelmişti ikinci
cümlem hazırdı ‘‘ Hep öyle bir ağacın üstünde evim olsun istemişimdir.’’dedim.
Kalbim artık bana ayıp etmeye başlamıştı yeter artık biraz daha yavaş atsan
olmaz mı, sanki yüzümün kızarıklığı yetmiyormuş gibi kalbimin ritmiyle de
mücadele ediyordum. Emel’de meyve suyu içiyordu o sırada kafasını sallayarak ‘‘
Evet o ev çok güzeldi, hasılatı toplayan kızın yerinde olmak o kadar çok
isterdimki.’’ dedi, meyve suyunu içmeye devam etti.
Durdum ve amansız ve ucu
gözükmeyen planımı devreye sokdum. Sonunu düşünmeden ‘‘ Aslında farkettiysen
bizim orda bir ağaç bu evin yapımı için çok uygun ben bayadır bu evin projesi
üzerinde kafa patlatıyorum, sonuca da yavaş yavaş ulaştım. Galiba bu evi
yapabiliriz.’’dedim. Gözlerini birden açarak ‘‘ Gerçekten böyle bir fikrin mi
var? ’’ dedi. ‘‘Tabiki de var ben
tahtaları, Alper çivi ve çekiçleri getirecek haftaya cuma yapmaya başlıycaz cumartesi
günü biter. ’’ dedim. ‘‘Ben de katılabilirmiyim, hem bende içini düzenlerim ona
göre evden eşya getiririm.’’dedi. Bana benimle olmakla ilgili soru soruyor,
benle konuşuyor, beni benden ediyordu. Sakin ol Murat bir daha derin nefes al.
‘‘Aslında kalabalığa ihtiyacımız yok ama tabi neden olmasın yardımcı olmana
sevnirim. ’’ dedim. Aslında bu cümleyi kendime yakıştıramadım. Kusursuz heykel,
ulaşılamayan şehir gözüyle baktığım birine böyle dememem gerekir. ‘‘ Tamam o
zaman cuma görüşürüz.’’ dedi. Bana ciddi manada ‘‘ Görüşürüz ’’ dedi. Resmen onunla randevulaşmıştım.
Fakat bir sorun vardı ortada ne plan ne de onu yapabilecek mantığa sahiptim. Eve
vardığımda baykuş gibi düşünmeye başladım. Aklıma en ufak bir fikir bile
gelmiyordu. Üstüne beni zora sokacak sorular peşimi bırakmıyordu. Tahtaları,
çivileri ve gerekli aletleri nerden bulacaktım. Karamsarlığın dibini bulmuştum.
En ufak ışık belirtisi aydınlık çıkış noktası bulamıyordum. Ne olabilir? Bu işin
altından nasıl sıyrılabilirim? Büyük birilerine danışmam lazım yoksa Emel’i
elimden tamamen kaçırabilirdim. Üstüne Emel’in gözünde yalancı durumuna da düşerdim.
Ayakda durmasını bilmen lazım, Murat şimdi pes etme vakti değil. Hemen gidip
mahallenin abilerine danışsam iyi olacak. Hem onlar beni babamdan ötürü çok
severler. Çünkü babam aynı zamanda eski bir futbolcuydu ve buraların gençleri
onun futbolculuk zamanı efsanelerini bol bol dinler heycana kapılıp onu örnek
alırlardı. Aynı zamanda kendisi çok iyi bir forvet oyuncusu olup ayıptır
söylemesi onun için gol atmaktan öte fileleri delmek daha mühimdi. Babamın
mahalledeki bu şanı ilk defa gerçek manada işime yarayacaktı.
Fuat abinin karşısına dikildim. Durumu en
ince ayrıntısına kadar anlattım. Fuat abi biraz durdu ‘‘ Güzel fikir aferin hem
bizim mahalle takımınında klüp binası olur sen dert etme biz o işi ayarlarız.’’
dedi. Sonra durdu durdu ‘‘ Sen aşık mı oldun lan! ’’ dedi, kafama vurdu ve
gitti. Fuat abi çocuğum olsun adını Fuat koyacam, o kadar rahatladımki tüm
korkularımı anında içimden çektin aldın. Artık gönül rahatlığıyla yatıp bir an
önce cuma gününün gelmesini bekleyebilirdim.
Cuma
günü gelip çatmıştı. Fuat Abi ve arkadaşları ellerinde kerpetenler, tahtalar,
çivi tenekleri ve sayamadığım ismini bile bilmediğim aletlerle ağacın dibine
gelip işe başlamışlardı. Emel bu kadar büyük insanlarla beraber beni görünce
ne olduğunu tam idrak edememişti. Çünkü o bu işi üç kişi yapacağımızı sanıyordu
oysa Alper ortalarda bile yoktu. Fuat abi ve ekibi arasıra mola veriyolardı. Molalarda
Sevinç Abla'nın limonatasından içip biraz dinlendikten sonra işlerine devam
ediyorlardı. Cumartesi akşamı olduğunda ortaya inanılmaz, müthiş ve masalsı bir
iş ortaya çıkmıştı. Ev gerçekten filimlerdeki gibiydi. Ben ve Emel’in sarayı,
mahalledekilerin ise kulüp binasıydı. Emel ağacın üstündeki eve bakınca adeta
büyülenmişti ‘‘ Çok güzel olmuş Murat
burası.’’ demişti. Benim ismim onun ağızdan dökülmüştü aynı zamanda bende
dökülmüştüm. Resmen benim ismimi söyledi kendi adım kendime hiç bu kadar hoş
gelmemişti. ‘‘ Planın gerçekten çok yaratıcı olmuş, buraya en güzel eşyalarımı
getircem.’’dedi. ‘‘ Tabi getirsen benim
açımdan hoş olur.’’ dedim. ‘‘ Benim eve gitmem lazım geç oldu.’’ diyerek evden
aşağı sokağa indi, evine doğru yürüdü bende evin camından doğru onu izledim.
Bir hafta boyu eve özen
gösteriyor en ufak ayrıntısına kadar güzel eşyalar koyuyorduk herhangi bir
yerine zarar gelmemesi için yoğun çaba harcıyorduk. Emel’le aramız çok iyi
gidiyordu bu ev sayesinde onunla tanışmış ona kendimi kabul ettirmiştim. Artık
onunla konuşmaya yavaş yavaş alışıyordum belki de dünya üzerinde işi en düzgün
giden insan bendim. Taki o lavuklar gelene kadar. Güzel bir haziran gününde yemyeşil Yenişehir
sokaklarında Kardemir'e ait bir araç ağaç evin önünde durmuş, üç kişi ellerinde
telsizle Emel’le benim sarayımızı gösteriyor, onun hakkında konuşuyorlardı.
Aralarında agresif görünümlü olanı ‘‘Yahu burası sit alanı burda bizim
haberimiz olmadan eve çivi bile çakamazsınız.’’ diyordu. Diğer iki kişi ise
telsizle yeri belirtiyor gerekli araçların gelmesi için beni yıkan sözler
söylüyordu. ‘‘Defolun lan evimden,evimizden, kulübemizden.’’ diye haykırmak
istedim ama nerde bende o cesaret. Bir çalının arkasına gizlenmiş olan biteni
izliyordum. Mahalleli toplanmış ‘‘ Noldu? Hayırdır? ’’ sorularını birbirne sorarken
lanet olası sarı dozer çokdan gelmişti. Yarım saate kalmadan sarayımızı ve
hayallerimi yıkıp defolup gitmişlerdi. Emel’e ulaşmam için tek köprü orasıydı.
Artık o köprü bir daha yapılmamasına yıkılmış, altından akan suyun içine
karışıp yok olup gitmişti. Tıpkı umduğum, düşlerini kurduğum fakat şimdi olması
imkansız Emel’le geçireceğim günler gibi dandik bir sarı dozerle hepsi yok olup
gitmişti.
Ev yıkıldıktan sonra Emel’le
mahallede görüşmelerimiz azalmıştı. Okuldaki sohbetimiz ise tenefüslerin
elverdiği sürece gerçekleşiyor kimi zaman görüşmediğimiz günler bile oluyordu.
Gün geçtikçe Emel evi unuttu. Bense Emel’i unutamadım.




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder