15 Mayıs 2012 Salı

SİT ALANI


                Hayat beni çokdan bunaltmıştı. Lanet ediyor, sıkılıyor üstüne de beni sevmeyen bir kızı seviyordum. O da yetmiyormuş gibi en yakın arkadaşım andavalın tekiydi. Tenefüslerin bile tadı kalmamıştı. İlkokulun en manasız sınıfı olan üçüncü sınıftaydım. Üçüncü sınıfda olmam beni iyice delirtiyordu, en azından birinci ve ikinci sınıfda çocuk oluduğumu anlıyordum, ona göre hareket ediyordum,  dört ve beşte artık okulun büyüklerinden olacağımı biliyordum ama üç de neyin nesiydi. Öğretmenim moruğun tekiydi, bana takıktı bende ona takıntılıyım orası ayrı, o beni sevmiyorsa ben onu iki kat sevmiyordum. Nasıl geçecek bu adamla  iki sene daha düşünmesi bile yoruyordu beynimi. İşler aslında o kadarda kötü değildi, annem ve babamla aram iyiydi. Derslerimin kötü olmasına rağmen o kadar da ağır bir tavır takındıklarını düşünmüyorum. Gerçi bir kere babamla derin bir sürtüşmem olmuştu hakketiği lafı ona söylemiştim ama baba işte naparsın gazeteyi dürüp ağzıma çarpmıştı. Evden kaçıp gidip bir oto saniyide çalışmayı düşünmüştüm fakat bu gidişimin onları yıpratacağını bildiğimden dolayı amacımdan vazgeçmiştim.
                Emel, sınıfın en güzel kızıydı. İp atlarken dalgalanan saçlarını saatlerce izleyebilirdim. Bunu izlemek için her şeyimi verebilirim. Örnüğünün yakası bile sınıfdaki diğer kızlardan daha güzel, daha kalite duruyordu. Belliki annesi olsun babası olsun zevkli insanlar. Ne şansdırki aynı mahallede oturuyorduk. Dışarda onu sivil kıyafetle görmek aklımı ayrı bir karıştırıyordu. Kaltak karı giyinmesini iyi biliyordu. Herşeyiyle  ona aşıktım, Emeli en ince ayrıntısına kadar irdeliyordum, gülmesi hoşuma gitsede içim burkuluyordu. O güldüğü zaman bana daha ulaşılmaz geliyordu. Çünkü onu güldüren sebebin ne olduğunu merak ediyordum. Aklımdan ‘‘Ona seni seviyorum Emel ’’ dediğim zaman yüzünü somurtup gülmenin zıttı olan somurtkanlığı yüzüne takıp ‘‘Nediyosun sen be salak mısın ’’ diyeceğini biliyordum. Of! kahroluyordum. Ona yakın olmam için Alper denen gerizekalı bir arkadaşımın olması lazımdı. Çünkü Alperler Emellerle aile dostu gibi bir şeydi. Sık sık birbirlerine misafirliğe giderlerdi. Bu sebebden dolayı Alper ailesiyle beraber Emellere giderdi. Zihinimin içinde acaba Emelin odası nasıl ki diye sorular sorup odasını hayal ederken Alper dangozu onun odasının bizzat içinde Emelle beraberdi. Alperler Emellere her oturmaya gittiğinde ertesi gün okulda Alperi kenara çekip ‘‘ Anlatsana nasıldı? Kıyafeti nasıldı? Ablasıda mı sizleydi? Hiç benden konu açtın mı? Ne diyor benim hakkımda? ’’ tarzı bunaltıcı sorular soruyordum ve hep içi boş cevaplar alıyordum. Çünkü Alper pısırığın teki bir dangalaktı. Her daim Emellere gitmeden önce konuyu benden aç dediğimde bırakın konuyu benden açmasını gidip kızla iki çift laf bile edemiyordu. Mal gibi misafirliğe gittiği evde ödev yapıyordu.
Emel ve Alper’in aileleleri bizimkilere göre bir kaç gömlek üst kademedendi. Onların aileleri Kardemir’de yönetici pozisyonundayken bizimkiler memur sıfatındaydı. Ne şansdırki yönetici  lojmanlarının bitimine doğru memur lojmanları başlıyordu bu durum Emeli daha çok görmeme imkan sağlıyordu. Okul da olsun mahalle de olsun genelde ona yakın yerlerde oynamayı tercih ediyordum. Ona yakın bir yerlerde oynamak , onunla aynı işi yapmak bile beni mutlu ediyordu.
   Günlerden bir gün televizyonda yarın akşam yayınlanacak film fragmanı gördüm.Film, Amerika’da gazete dağıtan çocuklarla ilgiliydi. Çocuklar sabah gazete dağıtıyor akşam ise mahallenin ortasındaki ağacın üstüne yaptıkları eve çıkıp hasılatı topluyorlar, yarın ne yapacaklarına dair planlar yaptıktan sonra evlerine dağılıyolardı. Film ilgimi çekmişti, filmi izliycektim. Ertesi gün akşamı filmi izlemiştim ve çok beğenmiştim. Özellikle ağacın üstündeki tahta ev çok hoşuma gitmişti. İçimden     ‘‘ Keşke böyle bir ev bizimde olsa iyi anlaşan arkadaşlarla burda vakit geçirsek .’’ diye geçirdim. Tabi bu cümleler hep lafda kalıyor, keşkelerin kol gezdiği cümleler yakamı bırakmıyordu. Filmi izledikten sonra direk yatağa yattım. Malum yarın okul vardı. Kahrolası okula vardım. Bu okulun tek çekilir yanı Emel’di. Dersde bol bol onu izliyordum. Böylelikle tenefüs hıphızlı geliyordu. Tenefüs olmuşdu kantinden bir vişne suyu bir de simit alıp duvara oturdum, Alper’de yanımdaydı. Alper’e döndüm ‘‘ Dünki filmi izledin mi? ’’ dedim. Döndü bana baktı ve tabiki de ‘‘ Hayır izlemedim. ’’ dedi.  ‘‘ Alper sen nasıl bir bozgunsun, nasıl bir mağlubiyetsin lanet olası arkadaşım nerden girdin hayatıma.’’ diye içimden geçirdim. Baktım yüzüne ‘‘Aferin iyi yapmışın.’’ dedim, vişne suyundan çektim biraz kendime geldim. Derken arkadan bir bayan sesi ‘‘ Ben izledim. ’’dedi. Aman tanrım bu o, bu onun sesi. Nerde yaşıyorum? Ben kimim? Ayaklarımda çorap var mı? Kalbim kaburgalarımı zorlamaya başladı on yaşındaki bir insanın kaldıramayacağı şeyler bunlar. Emel resmen benle konuşuyordu ulaşılmaz dağın zirvesi ayaklarımın altındaydı. Tüm evreni buradan rahatlıkla izliyordum. Evet Murat sen sakin adamsın rahat ol ve ‘‘ Gazeteci çocuklardan bahsediyorsun değil mi ? ’’ sorusunu Emel’e yönelt. Bir derin nefes ve peşi sıra sorumu sordum. Emel geldi yanıma oturdu ‘‘ Evet o filmden bahsediyorum çok güzeldi keşke öyle bir hayatımız olsa.’’ dedi. Bir yandan yıkılıyordum bir yandan şahlanıyordum. Uzakdan izleyip hayranlıkla takdir ettiğim insan yanımda oturmuş benle sohbet ediyordu. Ne kadın ama şuna bak hayalimiz bile aynı. Biliyordum Emel sen de hayatın feleğinden geçmemişin ama nasıl bir şey olduğunu az çok görüyorsun helal olsun sana. Aynı fikire sahip olmamız bana özgüven vermişti. Tabi bu sırada Alper gözlüğünü çıkarıp örnüğüyle temizliyor nezle olduğundan dolayı sümüklü burnunu sümkürüp duruyordu. Dedim ya özgüven gelmişti ikinci cümlem hazırdı ‘‘ Hep öyle bir ağacın üstünde evim olsun istemişimdir.’’dedim. Kalbim artık bana ayıp etmeye başlamıştı yeter artık biraz daha yavaş atsan olmaz mı, sanki yüzümün kızarıklığı yetmiyormuş gibi kalbimin ritmiyle de mücadele ediyordum. Emel’de meyve suyu içiyordu o sırada kafasını sallayarak ‘‘ Evet o ev çok güzeldi, hasılatı toplayan kızın yerinde olmak o kadar çok isterdimki.’’ dedi, meyve suyunu içmeye devam etti.
Durdum ve amansız ve ucu gözükmeyen planımı devreye sokdum. Sonunu düşünmeden ‘‘ Aslında farkettiysen bizim orda bir ağaç bu evin yapımı için çok uygun ben bayadır bu evin projesi üzerinde kafa patlatıyorum, sonuca da yavaş yavaş ulaştım. Galiba bu evi yapabiliriz.’’dedim. Gözlerini birden açarak ‘‘ Gerçekten böyle bir fikrin mi var? ’’ dedi.  ‘‘Tabiki de var ben tahtaları, Alper çivi ve çekiçleri getirecek haftaya cuma yapmaya başlıycaz cumartesi günü biter. ’’ dedim. ‘‘Ben de katılabilirmiyim, hem bende içini düzenlerim ona göre evden eşya getiririm.’’dedi. Bana benimle olmakla ilgili soru soruyor, benle konuşuyor, beni benden ediyordu. Sakin ol Murat bir daha derin nefes al. ‘‘Aslında kalabalığa ihtiyacımız yok ama tabi neden olmasın yardımcı olmana sevnirim. ’’ dedim. Aslında bu cümleyi kendime yakıştıramadım. Kusursuz heykel, ulaşılamayan şehir gözüyle baktığım birine böyle dememem gerekir. ‘‘ Tamam o zaman cuma görüşürüz.’’ dedi. Bana ciddi manada  ‘‘ Görüşürüz ’’ dedi. Resmen onunla randevulaşmıştım. Fakat bir sorun vardı ortada ne plan ne de onu yapabilecek mantığa sahiptim. Eve vardığımda baykuş gibi düşünmeye başladım. Aklıma en ufak bir fikir bile gelmiyordu. Üstüne beni zora sokacak sorular peşimi bırakmıyordu. Tahtaları, çivileri ve gerekli aletleri nerden bulacaktım. Karamsarlığın dibini bulmuştum. En ufak ışık belirtisi aydınlık çıkış noktası bulamıyordum. Ne olabilir? Bu işin altından nasıl sıyrılabilirim? Büyük birilerine danışmam lazım yoksa Emel’i elimden tamamen kaçırabilirdim. Üstüne Emel’in gözünde yalancı durumuna da düşerdim. Ayakda durmasını bilmen lazım, Murat şimdi pes etme vakti değil. Hemen gidip mahallenin abilerine danışsam iyi olacak. Hem onlar beni babamdan ötürü çok severler. Çünkü babam aynı zamanda eski bir futbolcuydu ve buraların gençleri onun futbolculuk zamanı efsanelerini bol bol dinler heycana kapılıp onu örnek alırlardı. Aynı zamanda kendisi çok iyi bir forvet oyuncusu olup ayıptır söylemesi onun için gol atmaktan öte fileleri delmek daha mühimdi. Babamın mahalledeki bu şanı ilk defa gerçek manada işime yarayacaktı.
              Fuat abinin karşısına dikildim. Durumu en ince ayrıntısına kadar anlattım. Fuat abi biraz durdu ‘‘ Güzel fikir aferin hem bizim mahalle takımınında klüp binası olur sen dert etme biz o işi ayarlarız.’’ dedi. Sonra durdu durdu ‘‘ Sen aşık mı oldun lan! ’’ dedi, kafama vurdu ve gitti. Fuat abi çocuğum olsun adını Fuat koyacam, o kadar rahatladımki tüm korkularımı anında içimden çektin aldın. Artık gönül rahatlığıyla yatıp bir an önce cuma gününün gelmesini bekleyebilirdim.
              Cuma günü gelip çatmıştı. Fuat Abi ve arkadaşları ellerinde kerpetenler, tahtalar, çivi tenekleri ve sayamadığım ismini bile bilmediğim aletlerle ağacın dibine gelip işe başlamışlardı. Emel bu kadar büyük insanlarla beraber beni görünce ne olduğunu tam idrak edememişti. Çünkü o bu işi üç kişi yapacağımızı sanıyordu oysa Alper ortalarda bile yoktu. Fuat abi ve ekibi arasıra mola veriyolardı. Molalarda Sevinç Abla'nın limonatasından içip biraz dinlendikten sonra işlerine devam ediyorlardı. Cumartesi akşamı olduğunda ortaya inanılmaz, müthiş ve masalsı bir iş ortaya çıkmıştı. Ev gerçekten filimlerdeki gibiydi. Ben ve Emel’in sarayı, mahalledekilerin ise kulüp binasıydı. Emel ağacın üstündeki eve bakınca adeta büyülenmişti  ‘‘ Çok güzel olmuş Murat burası.’’ demişti. Benim ismim onun ağızdan dökülmüştü aynı zamanda bende dökülmüştüm. Resmen benim ismimi söyledi kendi adım kendime hiç bu kadar hoş gelmemişti. ‘‘ Planın gerçekten çok yaratıcı olmuş, buraya en güzel eşyalarımı getircem.’’dedi. ‘‘  Tabi getirsen benim açımdan hoş olur.’’ dedim. ‘‘ Benim eve gitmem lazım geç oldu.’’ diyerek evden aşağı sokağa indi, evine doğru yürüdü bende evin camından doğru onu izledim.
Bir hafta boyu eve özen gösteriyor en ufak ayrıntısına kadar güzel eşyalar koyuyorduk herhangi bir yerine zarar gelmemesi için yoğun çaba harcıyorduk. Emel’le aramız çok iyi gidiyordu bu ev sayesinde onunla tanışmış ona kendimi kabul ettirmiştim. Artık onunla konuşmaya yavaş yavaş alışıyordum belki de dünya üzerinde işi en düzgün giden insan bendim. Taki o lavuklar gelene kadar.  Güzel bir haziran gününde yemyeşil Yenişehir sokaklarında Kardemir'e ait bir araç ağaç evin önünde durmuş, üç kişi ellerinde telsizle Emel’le benim sarayımızı gösteriyor, onun hakkında konuşuyorlardı. Aralarında agresif görünümlü olanı ‘‘Yahu burası sit alanı burda bizim haberimiz olmadan eve çivi bile çakamazsınız.’’ diyordu. Diğer iki kişi ise telsizle yeri belirtiyor gerekli araçların gelmesi için beni yıkan sözler söylüyordu. ‘‘Defolun lan evimden,evimizden, kulübemizden.’’ diye haykırmak istedim ama nerde bende o cesaret. Bir çalının arkasına gizlenmiş olan biteni izliyordum. Mahalleli toplanmış ‘‘ Noldu? Hayırdır? ’’ sorularını birbirne sorarken lanet olası sarı dozer çokdan gelmişti. Yarım saate kalmadan sarayımızı ve hayallerimi yıkıp defolup gitmişlerdi. Emel’e ulaşmam için tek köprü orasıydı. Artık o köprü bir daha yapılmamasına yıkılmış, altından akan suyun içine karışıp yok olup gitmişti. Tıpkı umduğum, düşlerini kurduğum fakat şimdi olması imkansız Emel’le geçireceğim günler gibi dandik bir sarı dozerle hepsi yok olup gitmişti.
Ev yıkıldıktan sonra Emel’le mahallede görüşmelerimiz azalmıştı. Okuldaki sohbetimiz ise tenefüslerin elverdiği sürece gerçekleşiyor kimi zaman görüşmediğimiz günler bile oluyordu. Gün geçtikçe Emel evi unuttu. Bense Emel’i unutamadım.   
                

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder